EN

Çorabatır: ‘Asılsız söylentiler, mültecilerin mağduriyetlerini artırıyor’

28.02.2020

28.02.2020

İGAM Başkanı Metin Çorabatır, Reuters’ın bir yetkiliye dayandırarak verdiği ‘Türkiye Batı ülkelerine kapılarını açtı’ haberi üzerine, Türkiye’deki mültecilerin Batı ülkelerinin sınırlarına yönelik hareketliliğini, CNN Türk’e değerlendirdi.

Çorabatır, “Sayın Ömer Çelik; “Türkiye’nin mülteci politikasında bir değişiklik yoktur ama bundan sonra gelecek yükü tek başına karşılamamız mümkün değildir” açıklamasını yaptı.  Öncelikle bunun anlamı nedir? Avrupa’dan gelen tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu karşılığında aşağıdaki değerlendirmede bulundu:

“Sayın Çelik’in açıklamalarını İktidardaki bir partinin sözcüsünün açıklaması olarak okumak lazım. Bir hükümet açıklaması değildi, devlet politikası değildi ama iktidardaki partinin açıklamasıydı. Burada da ‘Artık kontrol etmeyeceğiz’ değil, “Böyle giderse artık kontrol edemeyeceğiz’ ifadesi var. Yani daha çok İdlib’deki duruma dikkat çeken ve AB’nin NATO’nun, Batı’daki müttefiklerimizin daha ciddi bir şekilde, hızlı bir şekilde Türkiye’nin yanında müdahil olmasını  çağrıştıran bir açıklamaydı.

Bu göç senaryosunu biz daha önce de gördük.

Kapıların açıldığı söylenmedi!

Örneğin 2014’te 2015’te Irak’tan gelen Yezidiler ile ilgili... Onların arasında da bir anda böyle bir söylenti yayıldı. Yanlış anlama, spekülatörlerin, rantiyecilerin, insan kaçakçılarının farklı yorumlamasıyla, nüfusu hareket geçirme olayları, benzer durumlarda, sıkça olan bir şey. Bir kere Sayın Çelik, ‘Biz kapıları açtık.’ demedi. Bu böyle okunmalı. Defalarca okudum dinledim. Daha sonra Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yaptığı bir açıklama var: ‘Politikamızda bir değişiklik yok’ gibi... Bir kere bunu böyle koymamız lazım.

Sınıra yönelenlerin hangi ülkeden olduğunu bilmiyoruz

Mülteciler arasındaki ümitsiz, zor hayat koşulları nedeniyle, bir kısmının, - herkesin değil-, Batı’ya gitme hayalleri var. Profillerini bilmiyoruz. Şu anda görüntülerde gördüğümüz kişiler Afgan mı Afrikalı mı veya Suriyeli mi? Özellikle Afganların durumu, bazı ülke gruplarının durumu Suriyelilerinkinden kötü. Suriyeliler hiç olmazsa ‘geçici koruma statüsü’ altında belli yardımları alıyorlar. Hayatları bir şekilde AB’den alınan yardımlarla, Kızılay Kartlarıyla stabilize oldu. Çocuklarını okullara yollayabiliyorlar. İyi, kötü, kayıtsız da olsa çalışabiliyorlar. Hayatları stabilize oldu.

İnsan kaçakçılarının rolünü unutmamak lazım

Bu kadar hızlı bir şekilde bu hareketin meydana gelmesi, bana, biraz insan kaçakçılarının da Sayın Çelik’in açıklamasını farklı bir şekilde yorumlaması gibi görünüyor. Neticede bu insanlar çok mağdur olacaklar, mağduriyetlerine mağduriyet katacaklar bu asılsız söylentiler yüzünden... Çünkü haberlerinizde de bildirildi Avrupa çok hassas. Yunan adalarında savaş var. Neredeyse iç savaş var. Çünkü o adalardaki insanlar mültecilerle çatışıyor, polisle çatışıyorlar. Oralardaki durum çok felaket durumda. Bu insanlar, botla açılan insanlar, geri gönderilecekler, ‘pushback’ dediğimiz olaylarla karşılaşacağız. İnşallah can kaybına yol açacak kazalar olmaz.

Olaylar yanlış yönde gelişiyor!

Olaylar, yanlış yönde gelişiyor. Eğer hükümet veya parti yetkililerinin söylemleri yanlış anlaşıldıysa, hükümetin mevcut politikayı, misafir etme ve mültecilerin hayatını iyileştirme politikalarını, daha yüksek sesle açıklaması, daha açığa kavuşturması lazım ki yanlış bilgilendirmelere spekülasyonlara yol açmasın.

Avrupa’dan gelecek tepki çok açık. 2016’ya kadar gördüğümüz asıl hedef ülke olan Almanya’ya, Fransa’ya kadarki ülkelerin aldıkları tedbirler, şimdi daha tahkim ettiler. Şimdi bu da uluslararası hukuk açısından problemli bir durum.

1 milyon insan mağdur

Burada yapılacak şu var. İdlib’deki gelişmeleri de dikkate alırsak; neredeyse orada 1 milyon insan mağdur. Dün BM Güvenlik Konseyi toplantılarını izledik. Saygın insan hakları kuruluşları, insani yardım kuruluşları, rejimin ve Rusya’nın hunharca insanlara sivillere saldırmaya devam ettiğini, bunun durdurulması gerektiğini söylüyorlar. Bu konuda Türkiye’nin daha fazla uluslararası işbirliğine yönelmesi lazım. Biz biliyoruz ki mesela İdlib için çok sayıda insani yardım kuruluşu, Hükümet’ten yeşil ışık bekliyor. Yardım uçaklarını hazırladılar. İdlib’e yardım yollamak, ekip yollamak için. Bu konularda Türkiye, bu potansiyeli kullanarak yaptığı politikaları daha sağlamlaştırabilir, daha iyi müttefikler, Batı kamuoyunda daha iyi bir kamuoyu yaratabilir.

Uluslararası destek gerekiyor

Olayın özü; İdlib’deki mültecilerin yardıma erişmesiyle başlıyor.  İdlib’in bir bölümünün koruma altına alınması için uluslararası destek alınması  gerekiyor. Ama Türkiye’de yaşayan mültecilerin, Batı yollarında düzensiz göç yollarını gevşetmek gibi argümanları kullanmamız lazım.

Batı açısından yorumlamak gerekirse; maalesef 2015-2016 göçünden itibaren Batı’da da bu göç hareketi siyasi dengeleri sarstı. Hukuku bir yana atma davranışları, dikenli tel çitleri düzenleme, duvarlar örme şeyleri yoldu. Daha çok iş birliği yapılması lazım. Bunun için hukuksal çabalar yapıldı. Küresel Mülteci Mutabakatı imzalandı. Bu çerçevede Batı, Türkiye içindeki mültecileri ve İdlib’den karşılaşacağımız akımı, kendi ülkelerine yerleştirme programları çerçevesi oluşturmalı ve bir kısmını almalı. Bunun müzakereleri yoğun bir şekilde yapılmalı. Maddi yardımlar artırılmalı. AB’den gelen 3+3 Milyar Avronun akışı devam ediyor. Ama o bittiği zaman ne olacağı sorusu, o sorunun cevabı henüz yok. Bütün bunların çok ciddi bir şekilde gündeme getirilmesi lazım.

Sözlerimize dikkat etmeliyiz

Türkiye’nin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İdlib’deki başarıları, o başarıyı ben şöyle anlıyorum; rejimin hunharca saldırılarını durduracak yeni bir güvenli, tampon bölge yaratılması... Bunun için Batı ile iş birliği önem taşıyor. Onun için de en büyük araç, en büyük ortak bölenimiz, insani yardımdır. Orada iş birliği yapmalıyız. 

Türkiye, Batı ülkeleri ile iş birliği yollarını bulmalı

Şunu söyleyeyim sadece mülteciler değil, burada insan kaçakçıları da rol oynuyor. Siyasi amaçlı spekülatörler de rol oynuyor. Bu insanların mağdur olmaması lazım. Hepimizin ortak görevi bu insanları korumak. Bu insanlar, eğer adımlarını Türk sınırından öteye atarlarsa, zorla geri gönderilecekler veya denizlerde en azından geri itilecekler. Arada kalacaklar. Burada iyi kötü kurdukları yaşam da tehlikeye girecek.

Onun için ben son söz olarak Türkiye’nin çok hızlı bir şekilde; Batılı müttefikleri ile İdlib konusu başta olmak üzere; Türkiye’deki mültecilerle ilgili daha fazla işbirliği yollarını bulması gerektiğini düşünüyorum”

 

Whatsapp