EN

Geçici Koruma Statüsünün Sonlandırılması ve Türkiye Sığınma Sisteminin Hak Temelli Olarak Sadeleştirilmesi

02.07.2026

Geçici Koruma Statüsünün Sonlandırılması ve Türkiye Sığınma Sisteminin Hak Temelli Olarak Sadeleştirilmesi

 

Metin Çorabatır – Dernek Başkanı, İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM)

Elif Baykal – Hukuk Danışmanı, İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM)

2 Temmuz 2026

 

Suriye'de yaşanan siyasi gelişmeler ve buna bağlı olarak hız kazanan gönüllü geri dönüşler, Türkiye'nin yaklaşık on iki yıldır uyguladığı geçici koruma rejiminin geleceğini yeniden gündeme taşımıştır. Ancak bu tartışma yalnızca geri dönüşler veya geçici korumanın sona erdirilmesi meselesi olarak ele alınmamalıdır. Türkiye'nin uzun yıllar daha önemli sayıda Suriyeliye uluslararası koruma sağlamaya devam edeceği gerçeği karşısında, sığınma sisteminin daha sade, hak temelli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması giderek daha büyük önem kazanmaktadır. Bu yazıda, son dönemdeki politika değişiklikleri ışığında geçici koruma rejiminin geleceği ve Türkiye'nin uluslararası koruma sisteminin nasıl yeniden yapılandırılabileceği değerlendirilmektedir.

 

Suriye’deki rejim değişikliğinden bu yana Türkiye’den ülkelerine gönüllü geri dönenlerin sayısı 28 Haziran 2026 itibarı ile 700.120 kişiye ulaştı[1]. Bu yazının kaleme alındığı 1 Temmuz 2026 günü itibariyle Göç İdaresi Başkanlığı’nın resmi internet sitesindeki verilere göre halen geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı ise 2,255,031 kişi[2]. Son aylarda gönüllü geri dönüş sayısı haftalık ortalama 2 ila 4 bin kişi arasında seyretmektedir.

2011 yılının Nisan ayında başlayan kitlesel Suriyeli sığınmacı akınının yönetilebilmesi amacıyla Türkiye, Ekim 2014'te Geçici Koruma Yönetmeliği'ni yürürlüğe koydu. Söz konusu Yönetmelik, 6458 sayılı 2013 tarihli Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun kitlesel nüfus hareketlerine ilişkin alınacak tedbirleri düzenleyen 91. maddesine dayanılarak hazırlandı. Yönetmelik, o dönemde geçerli olan hükümet sistemi gereğince Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konuldu fakat hükümet sisteminin değişmesinin ardından ise yapılan değişikliklerle Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülen bir düzenleme haline geldi.

Aradan geçen on iki yılın ardından Türkiye, geçici korumanın yerine geçecek yeni bir hukuki statünün nasıl şekillendirileceğini tartışmaktadır. Gönüllü geri dönüşlerin mevcut hızla devam etmesi ve Suriye'de Birleşmiş Milletler ölçütlerine göre "gönüllü, güvenli ve onurlu" geri dönüş koşullarının henüz tam anlamıyla oluşmamış olması, geçici koruma rejiminin geleceğine ilişkin tartışmaları gündemde tutmaktadır. Bu tartışmaların merkezinde ise iki temel soru yer almaktadır: Geçici koruma statüsü devam etmeli midir, yoksa yeni bir koruma rejimi mi oluşturulmalıdır? Ve daha da önemlisi, Türkiye'de yaşayan tüm Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmesi gerçekten arzu edilen ve gerçekçi bir hedef midir?

 

[1]https://www.ntv.com.tr/turkiye/goc-idaresi-baskanligi-turkiyedeki-suriyeli-sayisini-acikladi-1730409

[2] https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7477327120193609728


 

Kanımızca Türkiye, önümüzdeki üç-dört yıl daha “milyon” rakamı ile ifade edilebilecek bir Suriyeli mülteci nüfusuyla beraber yaşamayı sürdürecek. Zira güncel olarak 2,255 milyon olan Suriyeli nüfusun bir bölümü, ülkelerine dönüş kararını ertelemektedir[1]. Bu ertelemelerde ise Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları ile mültecilerin kendi kaynaklarından edindikleri bilgiler belirleyici rol oynamaktadır. Söz konusu raporlar ve sahadan aktarılan bilgiler, Suriye’de kademeli bazı iyileşmeler yaşansa da “gönüllü, güvenli ve onurlu” geri dönüş için gerekli koşulların henüz tam anlamıyla oluşmadığını göstermektedir. Gönüllü olarak dönmek isteyenlere engel olunmamakla birlikte, mevcut koşullar nedeniyle geri dönüşlerin yeterince teşvik edilmemektedir. Zira can güvenliğinin tam olarak sağlanamaması, temel ihtiyaçlara erişimdeki ciddi eksiklikler ve siyasi istikrarın henüz kurumsallaşmamış olması, geri dönüş kararlarını doğrudan etkilemektedir. Ayrıca Suriye’de yeni bir anayasanın kabul edilmesi ve buna bağlı istikrarlı bir siyasi düzenin hukuki ve kurumsal unsurlarıyla tesis edilmesinin birkaç yıl alacağı öngörülmektedir. Bu nedenle Türkiye’deki Suriyeli nüfus zaman içinde bir milyona, hatta yüz binlerle ifade edilen seviyelere düşse dahi, Türkiye’nin uzun bir süre daha kayda değer büyüklükte bir Suriyeli mülteci nüfusuyla birlikte yaşayacağı açıktır. Bu durumda cevaplanması gereken temel soru, Türkiye’nin bugüne kadar sağladığı uluslararası korumanın hangi statü altında sürdürüleceğidir: Mevcut geçici koruma rejimi devam mı etmeli, yoksa koruma ihtiyacının devam ettiği kişiler için yeni ve daha kalıcı bir hukuki statü mü oluşturulmalıdır?

Öte yandan, Türkiye'nin yaşlanan nüfusu ve düşen nüfus artış hızı, özellikle sanayi, tarım, madencilik ve hizmet sektörlerinde işgücü ihtiyacını giderek artırmaktadır. Bu gerçeğin altında da ikinci sorunun yanıtı yatmaktadır. Çeşitli projeksiyonlar, önümüzdeki üç ila beş yıl içinde Türkiye'nin bir ila bir buçuk milyon kişilik bir işgücü açığıyla karşı karşıya kalacağını ortaya koymaktadır. Bu açığın düzenli göç politikalarının yanı sıra Türkiye'de kalmaya devam edecek Suriyeliler tarafından da kısmen karşılanabileceği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, koruma ihtiyacı devam eden yaklaşık bir ila bir buçuk milyon Suriyelinin uzun vadede Türkiye'de yaşamayı sürdürebileceği gerçeği, yalnızca insani ve hukuki değil, aynı zamanda demografik ve ekonomik bir politika meselesi olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğu, Geçici Koruma Yönetmeliği'nin getirdiği kısıtlamalar nedeniyle uzun yıllar kayıt dışı çalışmıştır. 2016 yılında yapılan düzenlemeyle, çalışma izni alınması koşuluyla Suriyelilere kayıtlı, yani sigortalı çalışma imkânı tanındı. Ancak çalışma izninin işveren tarafından alınması zorunluluğu ile her on Türk vatandaşına karşılık yalnızca bir Suriyelinin istihdam edilebilmesi şartı[2], kayıtlı istihdama geçişi önemli ölçüde sınırladı. Kimi verilere göre, 2016 yılından bu yana çalışma izni alarak kayıtlı istihdamdan yararlanabilen güncel Suriyeli sayısı yalnızca yaklaşık 105 bindir[3]. Buna karşılık, bir milyondan fazla Suriyeli son on beş yılda kayıt dışı çalışarak Türkiye ekonomisine ve çeşitli sektörlerin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Gönüllü geri dönüşlerin hız kazanmasıyla birlikte, Suriyeli işgücünden yoğun biçimde yararlanan Gaziantep gibi illerde şimdiden güçlükler yaşanmaya başlamıştır[1]. Bu örneklerin önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaşması beklenmektedir.

 

[1]https://data.unhcr.org/en/documents/details/117249;https://www.unhcr.org/sites/default/files/2025-06/Syria-situation-crisis-regional-update-32.pdf

[2] Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik, madde 8.

[3]https://www.csgb.gov.tr/%C4%B1statistikler/calisma-hayati-%C4%B1statistikleri/resmi-%C4%B1statistik-programi/calisma-izni-istatistikleri/



 

Geçici Koruma Rejiminin Geleceği

 

Suriye’deki riskler nedeniyle Türkiye’nin sağladığı korumadan yararlanmaya devam etmek isteyen Suriyelilerin statülerinin Suriyelilerin ülke ekonomisine sağladıkları katkıları sürdürmelerine imkân tanırken, Türkiye'nin sağladığı uluslararası korumadan yararlanmaya devam etmelerini sağlayacak en uygun hukuki statünün ne olacağı tartışılmaktadır. Doğal olarak değerlendirilen tüm seçeneklerin, Suriye'de koruma ihtiyacı devam eden kişilerin uluslararası koruma gereksinimlerini karşılaması ve başta geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi olmak üzere uluslararası hukukun sağladığı güvenceleri içermesi gerekmektedir. Yakın dönemde İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin basına yansıyan açıklamaları[2], son aylarda yapılan bazı düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde, hâlen geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli mültecilere ilişkin önemli politika değişikliklerinin gündemde olduğuna işaret ediyor.

Son dönemde gerçekleşen üç önemli gelişme, geçici koruma rejiminin geleceğine ilişkin politika değişikliğinin işaretlerini vermektedir. Bu değişikliklerin en başında mültecileri olumsuz biçimde etkileyen ve geri dönüşlerin nispeten hızlanmasına yol açan, sağlık sigortası katkı paylarını ödemeleri yükümlülüğünün getirilmesi geliyor. Bu karar Suriyeli mültecilerin tedavi koşullarını olumsuz olarak etkilemekte. Çünkü kayıt dışı çalışan büyük bir kesimin tedavi için gerekli katkı payını ödeyecek durumu bulunmuyor. Buna karşılık söz konusu karar, tedavi sonrasında kişinin Aile Bakanlığına başvurarak yeterli maddi gücünün olmadığının tespitini talep etmesine ve bu beyan doğrulanırsa katkı payından muaf tutulacağına dair bir hüküm içeriyor. Bu işlemlerin gerçekleşmesi uygulamada zorluklara ve mağduriyetler yol açıyor. Bu düzenleme, uygulamada yarattığı olumsuz sonuçlara rağmen, son dönemde hayata geçirilen ve aşağıda değinilecek diğer yeni iki düzenlemeyle birlikte değerlendirildiğinde geçici koruma rejiminin yerini alabilecek yeni bir koruma modeline yönelik politika değişikliklerinin hazırlık aşamasında olduğuna işaret etmektedir.

İkinci gelişme ise seyahat özgürlüğüne ilişkin kısıtlamaların gevşetilmesidir. 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin 26. Maddesi seyahat özgürlüğünü içerir. Buna karşılık, Geçici Koruma Yönetmeliği ile 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler, kayıtlı bulundukları ilde ikamet etmekle yükümlü olup başka bir ile seyahat edebilmeleri idari izne bağlıdır. Ancak uygulamada birçok Suriyeli, başta istihdam olmak üzere insani ve ekonomik nedenlerle başka illere gitmek zorunda kalmaktadır. Bu durum, kişilerin kayıtlı bulundukları ili izinsiz terk etmelerine, kayıt dışı yaşamalarına, bulundukları illerde sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetlerine erişimde güçlük yaşamalarına ve bazı durumlarda sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalmalarına yol açmaktadır. Haziran ayında alınan kara rile seyahat izinlerine ilişkin düzenlemeler önemli ölçüde esnetilmiş; izin süreleri uzatılmış, yararlanıcı kapsamı genişletilmiş ve aynı takvim yılı içinde birden fazla seyahat izni alınabilmesine imkân tanındı. Bu gelişmeler ile tam bir seyahat özgürlüğü getirilmemiş olsa da bu esnemeler hem insani nedenlerle hem de iş bulma amaçlı seyahatlere imkân verecek nitelikte görünüyor.

 

[1]https://www.ensonhaber.com/gaziantepte-suriyelilerin-ulkelerine-donusu-eleman-sikintisini-artirdi-h1475375 ; https://www.gaziantepolusum.com/haber/26471623/suriyeliler-donus-yaptigi-icin-gaziantep-elemansiz-mi-kaldi

[2] https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/bakan-ciftci-gecici-koruma-kapsamindaki-yabancilara-calisma-izni-muafiyeti-2515684



Üçüncü gelişme ise İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi'nin haziran ayı sonunda yaptığı açıklamadır. Sayın Çiftçi, "Suriyelilerin karşıladığı iş gücü ihtiyacını da dikkate alarak çalışma izni alma zorunluluğunu kaldırdık ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara çalışma izni muafiyeti getirdik." ifadelerini kullanmıştır[1]. Bakan, bu düzenlemenin hem işgücü piyasasının ihtiyaçlarının karşılanmasını hem de kayıt dışı istihdamın azaltılmasını amaçladığını belirtmiştir. Ancak çalışma izninin bir idari izin olmaktan çıkarılıp fiilen bir hakka dönüştürülmesi anlamına gelen bu düzenlemenin uygulamada nasıl işleyeceğine ilişkin ayrıntılar henüz açıklanmış değildir. Özellikle, Türkiye'de ödenen sosyal güvenlik primlerinin Suriye'ye dönüş halinde nasıl değerlendirileceği ve emeklilik haklarına ilişkin düzenlemelerin nasıl şekilleneceği belirsizliğini korumaktadır. Bu konuların, ilerleyen dönemde Suriye hükümetiyle yapılacak ikili anlaşmalar çerçevesinde düzenlenmesi beklenmektedir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile 2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği, geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin çalışma hayatına ilişkin ayrıntılı bir düzenleme içermemektedir. Bu boşluk, 2016 yılında yürürlüğe giren Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik ile doldurulmuş ve Suriyelilerin çalışma izni almak suretiyle kayıtlı olarak çalışabilmelerine imkân tanınmıştır. Ancak çalışma izni başvurusunun işveren tarafından yapılması, işyerinde çalışan Türk vatandaşı sayısına bağlı kota uygulaması ve istisnalar dışında yalnızca kayıtlı bulunulan ilde çalışma izni verilebilmesi gibi usule ilişkin kısıtlamalar nedeniyle, bugüne kadar çalışan Suriyelilerin yalnızca çok küçük bir bölümü kayıtlı, yani sigortalı olarak istihdam edilebilmiştir. Buna karşılık, çalışma izni muafiyeti getiren son düzenleme, kayıtlı istihdamın önündeki önemli engelleri kaldırma potansiyeline sahiptir. Böylece sağlık hizmetlerinden yararlanılmasına ilişkin son düzenlemelerin yaratabileceği olumsuz etkilerin de önemli ölçüde azaltılması mümkün olabilecektir. Sonuç olarak bu düzenleme, çalışma hakkını fiilen erişilebilir hâle getirerek hem entegrasyon sürecinin en önemli unsurlarından birini güçlendirmekte hem de Türkiye'nin sığınma sisteminde köklü bir politika değişikliğine işaret etmektedir.

 

Genel ve Basitleştirilmiş Düzenlemeye Duyulan İhtiyaç

 

Resmî olarak açıklanmamış olmakla birlikte, geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin, Geçici Koruma Yönetmeliği'nin yürürlükten kaldırılmasının ardından 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nda düzenlenen uluslararası koruma statülerinden birine geçirilmesinin değerlendirildiğine ilişkin bilgiler kamuoyuna yansımaktadır. Bazı değerlendirmelere göre, geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler, sayılarının çokluğu nedeniyle bireysel statü belirleme sürecine[2] tabi tutulmaksızın belirli kategoriler altında şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsüne geçirilebilecektir. Oysa mevcut hukuki çerçevede şartlı mülteci statüsü, 6458 sayılı Kanun'un 62. maddesi uyarınca, Avrupa dışından gelen ve 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme'de yer alan mülteci tanımını karşılayan kişilere, bireysel statü belirleme işlemi sonucunda tanınmaktadır. Başka bir ifadeyle, kişinin ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü nedeniyle ülkesinde zulme uğrayacağına ilişkin haklı korku taşıdığının Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yapılacak bireysel değerlendirme sonucunda tespit edilmesi gerekmektedir. Kanunda yer alan "şartlı" ibaresi ise 62. maddede, "üçüncü bir ülkeye yerleştirilinceye kadar Türkiye'de kalmasına izin verilen kişi" anlamında kullanılmaktadır. Bu statü, Türkiye'nin 1951 Sözleşmesi'ne uyguladığı coğrafi sınırlama nedeniyle iç hukukunda yer almakta olup uluslararası mülteci hukukunda bağımsız bir koruma statüsü olarak bulunmamaktadır.

 

[1]https://www.milliyet.com.tr/gundem/gecici-koruma-kapsamindaki-yabancilara-calisma-izni-muafiyeti-getirildi-7612688

[2] Kitle göçü halleri dışında bireysel ya da aile gibi küçük gruplar halinde ülkeye gelip sığınma talep eden kişilere uluslararası uygulamada, mülakat yöntemi ile geliş nedenleri arasında zulüm göreceklerine dair haklı bir korku taşıdıkları tespit edilmeye çalışılır.


Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler için bireysel statü belirleme mülakatları hiçbir zaman uygulanmamıştır. Buna karşılık, şartlı mülteci statüsünün tanınabilmesi mevcut hukuki sistemde bireysel statü belirleme sürecinin tamamlanmasını gerektirmektedir. Şartlı mültecilerin üçüncü ülkelere yerleştirilmesi sürecinde ise Türkiye, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile iş birliği yapmaktadır. Ancak son yıllarda dünya genelinde mülteci sayısının artması ve başta ABD olmak üzere geleneksel yeniden yerleştirme ülkelerinde yükselen göç karşıtı ve ırkçı eğilimlerin etkisiyle yeniden yerleştirme kotaları önemli ölçüde daralmıştır. Günümüzde yeniden yerleştirme imkânı, çoğunlukla kadın hane reisleri, engelliler, kronik hastalar, LGBT+ bireyler, refakatsiz çocuklar ve yaşlılar gibi özel kırılganlıkları bulunan kişilerle sınırlıdır. Bu nedenle, resmî verilere göre yaklaşık 120 bin, fiilen ise en az 300 bin olduğu tahmin edilen şartlı mültecilerin büyük çoğunluğu için üçüncü bir ülkeye yerleştirilme ihtimali bulunmamaktadır. Buna karşılık, Türkiye'de kaldıkları süre boyunca çalışma ve temel kamu hizmetlerine erişim hakları zaman içerisinde kademeli olarak genişletilmiştir.

Eğer Geçici Koruma statüsü tamamen kaldırılarak bu statü kapsamındaki Suriyelilerin şartlı mülteci veya ikincil koruma[1] statüsüne geçirilmesi planlanıyorsa, bu statüler altında bulunan kişilerin de hak ve hizmetlere erişiminin kolaylaştırılması gerekmektedir. Bu kapsamda, çalışma izni muafiyeti ve seyahat özgürlüğü gibi düzenlemelerin şartlı mülteciler bakımından da hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Nitekim ikincil koruma statüsü altındaki kişilerin çalışma izni almaksızın çalışma hakkı kanunen tanınmış olmakla birlikte, uygulamada bu statüden yararlanan kişi sayısı oldukça sınırlıdır.

Kanımızca, geçici koruma, şartlı mülteci ve ikincil koruma statülerinin; başta çalışma hakkı ve seyahat özgürlüğü olmak üzere temel haklar bakımından ortak bir koruma rejimi altında birleştirilmesi, hem Göç İdaresi Başkanlığı'nın idari işleyişini sadeleştirecek hem de mültecilerin haklara erişimde karşılaştıkları sorunların önemli ölçüde giderilmesini sağlayacaktır. İçişleri Bakanı'nın açıklamasında yer alan, "göç yönetiminin güvenlik kadar hukuk ve insan onuruna yaraşır biçimde işleyeceği" yönündeki ifadeler dikkate alındığında, çalışma izni muafiyeti ve diğer son düzenlemelerin ortaya koyduğu reform niteliğindeki yaklaşımın, şartlı mültecileri de kapsayacak şekilde genişletilmesi, açıklanan politika ilkelerinin doğal bir sonucu olacaktır. Böyle bir yaklaşım, adı açıkça konulmasa dahi, Türkiye'nin 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme'ye koyduğu coğrafi sınırlamanın fiilen etkisini büyük ölçüde ortadan kaldıracak ve Türk sığınma sistemini uluslararası mülteci rejimiyle daha uyumlu bir yapıya kavuşturacaktır.

 

[1] 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun ikincil korumayı düzenleyen 63. maddesi uyarınca, mülteci veya şartlı mülteci statüsü kapsamına girmemekle birlikte, menşe veya önceki mutat ikamet ülkesine geri gönderilmeleri hâlinde ölüm cezası, işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye maruz kalma veya uluslararası ya da ülke genelindeki silahlı çatışmalardan kaynaklanan ayrım gözetmeyen şiddet nedeniyle ciddi bir tehdit altında bulunacak yabancı veya vatansız kişilere, statü belirleme işlemlerinin ardından ikincil koruma statüsü tanınmaktadır.

Whatsapp