09.07.2020
AB Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, 4 yıllık görevinin ardından Türkiye’den ayrılıyor.
Berger, bu dönemde, Türkiye-AB ilişkilerini İGAMTV’ye değerlendirdi ve İGAM Başkanı Metin Çorabatır, ODTÜ Öğretim Üyesi Doç.Dr Başak Kale ve Çanakkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Nihal Eminoğlu’nun sorularını cevaplandırdı.
Berger söyleşisinde, ana başlıklar çerçevesinde şu değerlendirmelerde bulundu:
- Türkiye üzerindeki göç yükünü çok iyi anlıyoruz
- Göç konusunda Türkiye’ye desteğimiz devam edecek
- AB İltica ve göç prosedürlerini gözden geçiriyor, yeni gelenler söz konusu olduğunda yük paylaşımını nasıl daha iyi organize edileceğini görmemiz gerekiyor
- 2016 Türkiye- AB Mutabakatı, bugüne kadar işe yaradı ve önemli sonuçlar verdi
- Pandemi döneminde seyahat kısıtlaması önce üye devletler arasında kaldırılmalıdır
- Gümrük Birliği’nin güncellenmesi politikası zorlu geçecek
- Çok yakında Türkiye’nin katılacağı IPA III Programı’nı uygulamaya koyacağız
Berger söyleşisinin özeti:
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Türkiye ziyareti:
Bildiğiniz gibi Sayın Borrell geçen hafta Yunanistan ve Kıbrıs'taydı, orada da toplantılar yaptı. Mesaj basit bir mesajdı; ilişkimiz çok sayıda konu hakkında anlaşmazlık yaşamamak adına çok kıymetli, çok önemli. Öyleyse neden birlikte masaya oturmayalım ve buradan nasıl çıkabileceğimizi tartışmayalım. Bence bu gezinin ana hedefi buydu. Sayın Çavuşoğlu ve Sayın Akar tarafından çok iyi karşılandığını düşünüyorum. Önemli noktalar tartışıldı… Belirgin tema göç ve bu konuda işbirliğine nasıl devam edilebileceğimiz… AB ile Türkiye arasında gerilime yol açtığı için son zamanlarda haberlerde yer alan bazı konular… Doğu Akdeniz, tüm mesele sondaj denilen sınırların yeniden çizilmesi gibi… Bunların hepsi… Libya, Suriye gibi birçok dış politika meselesi… Bu arada her mesele anlaşılması zor değil, pek çok dış politika konusunda hem Türkiye hem de AB anlaşıyor. Tabii ki, bu pazartesi günü yapılan toplantıda güçlendirildi. Bence bu toplantının amacına büyük ölçüde ulaşıldı. İyi bir ilişki, fikir alışverişi yapılan iyi bir temastı ve şimdi Dışişleri Konseyi Toplantısı ışığında bunu nasıl ileriye taşıyacağımızı göreceğiz.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin Geleceği Sözleşmesi’ne katkısı:
Bildiğim kadarıyla aday ülkelere resmi bir davet olmadı. Bu yüzden sadece Türkiye'ye değil, bu sefer tartışmalara hiçbir aday ülke katılmıyor. Fakat yine de sizin gibi her zaman çok güçlü ilgi gösteren ve Komisyon'un kurduğu bu platforma katkıda bulunmak isteyenleri hiçbir şey engelleyemez. Son dört yılda Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere çok güçlü ilgisi olan, aynı zamanda AB'nin kendisinde ve hem Türkiye hem de Türk vatandaşları için AB araçlarıyla ilgili çok sayıda insan geldi. Bu yüzden lütfen fikirlerinizi ve görüşlerinizi dile getirmekten çekinmeyin. Bunun çok ciddiye alınacağından ve konferans yapılırken göz önüne alınacağından eminim. Ancak dediğim gibi, bildiğim kadarıyla AB dışındaki hiçbir ülkeye resmi bir davet yapılmadı.
Gümrük Birliği’nin gözden geçirilmesi ve güncellenmesi:
Gümrük Birliği’nde sorunlar görüyoruz. Dolayısıyla, çok fazla bizim deyimimizle rahatsız edici unsur var, hem kendi tarafımızda hem de Türkiye tarafında. İkimiz de birbirimize gündemdeki bu rahatsız edici unsurlar ile ilgili şikayet ediyoruz. Bunu irdelememiz gerekiyor, böylelikle bu, şu anki Gümrük Birliği’nin problemlerine değinmekle başlayarak ve sonrasında yenileme aşamasına geçerek durumun bütün olarak üzerine gitmemiz için bir yol olabilir. Ama aynı zamanda şunu unutmamak gerekiyor, bu müzakereler zorlu olacak çünkü ticaret anlaşmamızın çok önemli yönleriyle ilgililer. Bu yüzden, bunlar biraz zaman alacak ve sonrasında bir onay süreciniz olacak. Yarın başlıyor olsaydık bile, Gümrük Birliği’nin modernleşmesi müzakereler başladıktan sonra biraz zaman alırdı. Ama tekrar, kurumların ve komisyonun söylediği gibi, Türkiye’yi ziyaret ettiklerinde yetkililerin söylediği gibi, bu ilerletilmesi gereken önemli bir konu…
2016 Türkiye-AB Mutabakatı’nın güncellenmesi:
Türkiye-AB Mutabakatı bizim bakış açımızdan ve Türk yönetimindeki birçok meslektaşımıza göre bir başarıdır. Evet, göç kısmının ötesine geçen diğer yönler hakkında sorular var. 2016 Mutabakatı’nda geçen Gümrük Birliğinden yeni bahsettik, ayrıca vize serbestisi veya katılım sürecinin devamı da var. Bizim görüşümüze göre göç kısmına baktığımızda bu işe yarıyor. Adalara geçen insan sayısı önemli ölçüde azaldı. Tabii ki, korona, bu durumu daha da aşağıya çekti. Bizim görüşümüze göre 2016 yılından sonra başlayan yeniden yerleştirme programı da başarılı olmuştur. Türkiye’den AB’ye 28.000’den fazla kişi yeniden yerleştirildi ve geri dönme programları da çalışıyor. Adalardan Türkiye’ye yaklaşık 2.000 kişi geri döndü. Şimdi, korona krizinin en kötü kısmından sonra hem yeniden yerleştirme hem de geri dönme programları devam edecek. Sayın Erdoğan’ın 9 Mart’ta Brüksel’de olmasının nedenlerinden biri de bunu tartışmaktı. Hatırlarsanız, Sayın Borrell ve Sayın Çavuşoğlu, 2016 Mutabakatı’nın güncellemesini konuşmak ve bunu nasıl ileriye götürebileceğimizi görmekle görevlendirildi.
Avrupalı politikacıların birçok kez söylediği bir şeyi yeniden ifade edeyim, Türkiye üzerindeki yükü tamamen anlıyoruz. Sadece 2011 yılında Suriye’den gelen mültecilerle ilgili de değil, göç gerçekten de durmayan bir şey ve devam ediyor. 2016’daki anlaşmaya varılmasından bu yana Suriye’den gelen insan sayısı iki katına çıktı. Bunun dışında Afganlar, Bangladeşliler ve Pakistanlılar da var. Mülteci oldukları için değil, Avrupa Birliği’ne gitmek isteyen göçmenler oldukları için. Kesinlikle Türkiye’ye gelenlerin(göç edenlerin) sayısı arttı. Bunu anlıyoruz ve elbette ortağımız Türkiye’nin yanında olmak ve Türkiye’ye yardım ve destek vermeye devam etmek istiyoruz. Göç desteği Suriye krizinden daha eski ve Suriye krizinden sonra da kalacaktır. Çünkü bu göç sorunu ortadan kalkmayacaktır. Bu beni sorunuzun ikinci kısmına getiriyor. Eminim ki birkaç yıl önce Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan Göç Gündemi’ni(Agenda on Migration) biliyorsunuzdur. Transit ülkeler var, varış ülkeleri var, bunların hepsiyle çalışmamız gerekiyor. İnsanların ayrılma nedenini de ele almamız gerekiyor. Başka bir yere gitmek eğlenceli olduğu için ayrılmıyorlar. Onlar hayatları için korktukları ya da gelirlerini kaybettikleri, geçimlerini kaybettikleri, evlerini terk etmek zorunda kaldıkları için gidiyorlar. Dolayısıyla bu ülkelerin yardıma ihtiyacı var. Bugün Türkiye’de yaptığımız, Türkiye’nin yaptığı şey, bu kadar çok insanın neden Suriye’de toplanıp evlerini terk ettiklerini ele almak. Bu yüzden bunun nedenini ele almamız gerekiyor. Bunun dışında, Afrika’dan, ekonomik sorunlar veya çevre sorunları nedeniyle ayrılan çok sayıda insan var. Yine, bunun da ele alınması gerekiyor. Bu insanların geçtiği ve vardığı ülkelerine de yardım etmeliyiz çünkü onlar bu ülkelere de yük getiriyorlar. Yani, göç ile ilgili geniş gündem bu. Ayrıca Avrupa Birliği’nin iltica ve göç sistemini elden geçirmeye çalıştığını da biliyor olabilirsiniz. İltica prosedürlerinin de sürdürüldüğünden emin olmalıyız. Dış sınırlarımızı nasıl koruyabileceğimizi görmeliyiz. Avrupa Komisyonu’nun üzerinde çalıştığı birçok konu var. Avrupa’ya yeni gelenler söz konusu olduğunda, yük paylaşımının üye devletler arasında nasıl daha iyi organize edilebileceğini de görmemiz gerekiyor. Şu anda size bu tartışmanın sonucunun ne olacağını söyleyemem çünkü hala bu tartışmanın ortasındayız, umarım ki sonuna geliyoruz. Yeni komisyonun aklında önceki yıllarda çözülemeyen tüm bu sorulara cevap bulmak var. Umarız çok yakında, Avrupa Komisyonu tarafından bu büyük sorunların nasıl ele alınacağına dair bir teklif göreceğiz.
Pandemi döneminde AB ülkelerinin sınırlarını kapatmalarının Türkiye ile beraber komşu ülkelere etkisi:
Ekonomik ortaklarımız ve ticaret ortaklarımız var. Ekonomileri veya sağlık sistemleri olumsuz bir durumdaysa, bu durum Avrupa Birliği'ni de etkileyecektir. Ayrıca sağlık sistemlerini güçlendirmek için desteğe ihtiyaç duyan ülkeler için ekonomik paket de var.
Avrupa Komisyonu, yaklaşık bir ay önce, iki prensibi göz önünde bulundurarak kısıtlamaları hafifletmemizi önermektedir; birinci ilke, üye devletlerin uyumlu bir şekilde ilerlemeleri gerektiğidir. İkinci ilke, her bir ülkedeki epidemiyolojik verileri ve durumu dikkate almamız gerektiğini söylüyor. Prensip olarak, aynı yöne gideceğiz, ancak hız duruma bağlı olarak değişebilir. Bu, seyahat kısıtlamasına çok benzer. Komisyon, çok erken bir zamanda, Mart ayında, AB'nin dış sınırlarının kapatılması ve yalnızca belirli kategorilerdeki insanlara açık olması gerektiğini öne sürüyor. Ayrıca, Komisyon bu önlemlerin hafifletilmesinde öneride bulunmalı, gözden geçirilmemeli ve kademeli olarak sınır yeniden açılmalıdır. Teklif, bir hafta önce, AB üyesi ülkelerle aynı epidemiyolojik gelişime veya daha iyi gelişime sahip ülke sayısının seyahat kısıtlamalarının kaldırılacağı yerlere yönelik yapıldı. Komisyon birkaç gün önce veya 10 gün önce, 15 ülke önerdi, 1 Temmuz'da üye ülkeler bu seyahat kısıtlamalarını kolaylaştırdı. Türkiye'nin listede olmadığını biliyorum. Bu, Pazartesi günü buradayken Sayın Borrell ile tartışılan konulardan biriydi. Sanırım Türkiye Dışişleri Bakanı bir hafta önce Berlin'deydi. Burada ne yapıyoruz, verilere bakıyoruz, katmanlar halinde çalışıyoruz. Önce üye devletler, üye devletler içinde kaldırılmalıdır. Ve sonra, yakın komşular listesi, ortak ülkelerimizden aldığımız veriler temelinde her iki haftada bir gözden geçirilir. Yani, bir sonraki inceleme yakında geliyor ve sonra kararın ne olduğunu göreceğiz.
4 yılın ardından Komşuluk Politikası ve bu bağlamda, Türkiye-AB ilişkilerinin değerlendirmesi:
Avrupa komşuluk politikası, uzun süredir kilit bir politika olmuştur. Şimdi yeni finansal perspektifle birlikte yeni araçlar, kalkınma işbirliği araçları, genel olarak işbirliği araçları da eklenecek. Dolayısıyla, komşuluk politika araçlarının yerini alacak yeni araçlar olacaktır. Basitleştirilmiş ama aynı zamanda daha spesifik konulara odaklanmış, elbette tahmin edebileceğiniz gibi göç bu konuda çok önemli bir rol oynayacak, ancak politikamız aynı kalacak. Ülkelerle yakın ilişkiler kurmak istiyoruz. Elbette Türkiye ile Akdeniz'in güneyindeki ülkeler arasında büyük bir fark var. Yani onlar da bizim ortaklarımız, birlik ortakları (association partners) ama Avrupa Birliği'ne katılmaya aday değiller. Türkiye açıkça Avrupa Birliği'ne katılmaya aday. Dolayısıyla, Türkiye ile işbirliği ve katılım düzeyinde bir fark var, şimdi yenilenecek olan katılım öncesi programımız var ve çok yakında Türkiye'nin katılacağı bir IPA III programı olacak. Bu program Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması olan ülkelerle normalde yaptığımız anlaşmalardan çok daha geniş bir programdır. Ancak komşuluk politikaları devam ediyor, bu devletler (Akdeniz’dekileri kastediyor) birçok politika meselesinde önemli ülkeler ve onlarla olan ilişkimizi olabildiğince korumaya ve genişletmeye çalışacağız.
Yayını İngilizce olarak aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. Türkçe altyazılı izlemek için ise altyazıları açabilirsiniz:



