EN

İGAM ve Force4Refugees Ortak Bildirisi UNHCR Daimi Komitesine Sunuldu

18.09.2025

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Programı Yürütme Komitesinin düzenlediği 94. Daimi Komite Toplantısı 8-9 Eylül tarihlerinde gerçekleşti. İGAM’ın da ortağı olduğu, toplam 7 dernekten oluşan Force4Refugees Koalisyonunun imzaladığı bildiri UNHCR Daimi Komitesine sunuldu. Ortak STK Bildirisinin metni:

 

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Programı Yürütme Komitesi
94. Daimi Komite Toplantısı
8 – 9 Eylül 2025

 


Bütçe ve Finansmana Dair Sivil Toplum Kuruluşları (STK) Bildirisi - Yazılı Beyan
Bu bildiri, zorla yerinden edilmiş ve vatansız kişiler tarafından yönetilen kuruluşlar da dahil olmak üzere çok geniş bir STK yelpazesiyle yapılan istişareler sonucunda hazırlanmıştır.
Bugünkü küresel insani tablo, dünya genelinde 123,2 milyon kişi ile zorla yerinden edilmiş insan sayısında rekor seviyeye ulaşmış, buna karşılık kaynaklar tarihsel olarak en düşük düzeye inmiştir. Özellikle ABD hükümeti sözleşme ve hibelerinin büyük çaplı iptalleri sonucunda, ki bunlar 2024 yılında UNHCR’nin toplam gelirinin %42’sini oluşturuyordu, ortaya çıkan bu kesintiler, evlerini terk etmek zorunda kalan topluluklarda yeni kırılganlıklara yol açmış ve insani yardımlarda önceliklendirme ile “kime yardım edilmeli, kim dışarıda bırakılmalı” tartışmalarını tetiklemiştir.
Bu kriz aynı zamanda vatansız kişileri de orantısız şekilde etkilemektedir. Çoğu zaman mülteci odaklı koruma programlarının dışında kalan vatansız bireylerin yanı sıra, hukuki kimlik engelleri nedeniyle çoğunlukla gayriresmî faaliyet gösteren vatansızların yönettiği kuruluşlar (SLO’lar), kaynaklara erişimde, koordinasyon mekanizmalarına katılımda ve stratejik yönelimleri etkilemede daha da büyük engellerle karşılaşmaktadır.


Yapılan bütçe kesintileri, zorla yerinden edilmiş topluluklar ve onları barındıran ev sahibi topluluklar üzerinde giderek daha ölümcül etkiler yaratmaktadır. Çözüm ve koruma odaklı çalışan STK’lar geri çekilmek zorunda kalmakta; yerel ve ulusal STK’lar (L/NNGO’lar) kapanmaya ya da gönüllü olarak çalışmaya zorlanmaktadır. Daralan bütçeler, programların önceliklendirilmesini ve etkilenen insanları adeta “triyaj” yapar gibi seçmeyi gerektirmekte, kurumları imkânsız kararlarla baş başa bırakmaktadır. Halihazırda bu önceliklendirme sonucunda hayat kurtarıcı faaliyetlerin bile fon bulamadığını görmekteyiz. Bu da mültecilerin ve yerinden edilmiş toplulukların temel ihtiyaçları ve korunması üzerinde doğrudan ve geniş kapsamlı olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Önceden kazanılmış koruma kazanımlarının hızla geriye gittiğini ve bunun ölümcül sonuçlara yol açtığını gözlemliyoruz.


STK’lar, UNHCR’den bu ciddi finansman kısıtlarına stratejik şekilde yanıt vermesini talep etmektedir, yalnızca maliyetleri kısmaya odaklanmak yerine, UNHCR’nin çalışma biçiminde sistemsel bir dönüşüm için daha bütüncül bir yaklaşım geliştirilmelidir. Bu dönüşüm sadece hangi faaliyetlerin fonlanacağına değil, aynı zamanda kararları kimin verdiğine, bu kararların nasıl alındığına ve öncelikleri kimin sesinin şekillendirdiğine odaklanmalıdır.
Bu kesintilerden doğrudan etkilenen insanlar, yani zorla yerinden edilmiş ve vatansız kişiler, karar alma süreçlerinin merkezine konulmalıdır.


Tüm insani sistemin daralan bütçeler, operasyonel kısıtlamalar ve mülteciler, vatansızlar ve yerel topluluklarda artan güvensizlikle karşı karşıya olduğu bu dönemde; yerel aktörlerle işbirliği yapmak yalnızca etik bir tercih değil, aynı zamanda pratik bir zorunluluktur. Etkilenen topluluklarla, mültecilerin yönettiği kuruluşlarla (RLO’lar), vatansızların yönettiği kuruluşlarla (SLO’lar) ve mülteci odaklı yerel ve ulusal STK’larla (L/NNGO’lar) anlamlı bir işbirliğini hayata geçirmek, yalnızca onların dayanıklılığını güçlendirmekle veya kapasitelerini artırmakla sınırlı kalmamalı; aksine onların programlardaki kritik rollerde öncü aktörler olduğu, yatay ve eşitlikçi ortaklıklara dayalı bir model üzerine kurulmalıdır.


Dayanıklılıktan Öz-Yönetime Geçiş


1. Güvene Dayalı Ortaklıklar


Mülteci liderliğindeki kuruluşlar (RLO’lar), vatansızların yönettiği kuruluşlar (SLO’lar) ve yerel/ulusal STK’lar (L/NNGO’lar), yani doğrudan etkilenen topluluklardan çıkan yerel aktörler, mültecilik ve vatansızlıkla ilgili müdahalelerin tasarımında, planlanmasında ve finansmanında merkezi bir rol oynamalıdır. Onların liderliği, küresel, bölgesel ve ulusal düzeyin tamamında önceliklendirilip fiilen uygulanmalıdır. Çünkü bu kuruluşlar, topluluklarıyla olan eşsiz yakınlıkları, bağlamsal bilgileri ve doğal güven ilişkileri sayesinde benzersiz bir katkı sunmaktadır.
UNHCR’nin yerelleştirme ve yerel liderliğe dayalı eylemleri hayata geçirme yönündeki adımlarını memnuniyetle karşılıyoruz ve bu konudaki yönergelerin yayımlanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz. STK’lar olarak, UNHCR’nin güç paylaşımını sağlaması ve gerçek anlamda eşit ortaklıklar kurması için önerilerimiz var.


UNHCR’den şunları talep ediyoruz:
• İdari süreçlerin (örneğin, “due diligence”, uygunluk incelemesi) kolaylaştırılması,
• Müdahale alanlarında RLO’lar, SLO’lar ve L/NNGO’larla ortaklıkların önceliklendirilmesi,
• Bu kuruluşların küresel düzeyde bağışçılar nezdinde güvenilirliğinin ve meşruiyetinin güçlendirilmesi.


Taban örgütleriyle programların ortak şekilde tasarlanması, UNHCR ve üye devletlere yerel meşruiyete dayalı bir finansman ve programlama modeline geçiş olanağı sağlayacaktır. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği güçlendirir, toplulukların güvenini artırır ve hesap verebilirliği derinleştirir. STK’lar olarak, UNHCR ile bu konudaki pratik adımları tartışmaya ve sürece destek vermeye hazırız.

2. Doğrudan Finansman ve Risk Paylaşımı


UNHCR’nin 2024 Küresel Raporu’na göre, ortaklarının yaklaşık %70’ini yerel ve ulusal STK’lar (L/NNGO’lar) oluşturmasına rağmen, toplam bütçenin yalnızca %47’si bu kuruluşlara ayrılmıştır. Buna karşın, toplam ortakların yalnızca %11’ini oluşturan uluslararası STK’lar (INGO’lar), bütçenin neredeyse %41’ini almıştır. Bu tablo, doğrudan finansmanda ciddi bir dengesizliği ortaya koymaktadır.


UNHCR, mülteci liderliğindeki (RLO), vatansız liderliğindeki (SLO) ve yerel aktörlerin, uluslararası STK’lara kıyasla doğrudan uygulama, koordinasyon ve karar alma mekanizmalarında dezavantajlı olduğu mevcut sistemin ötesine geçmelidir.
Çoğu durumda RLO’lar, SLO’lar ve L/NNGO’lar, genellikle uluslararası STK’lar aracılığıyla aktarılan küçük, kısıtlı hibeler alabilmektedir. Bu durum, yerel personelin adil maaşlarla istihdamını veya kurumsal finansal güvenliğini sağlayacak fonların oluşmamasına yol açmaktadır. Sonuç olarak:


• Yerel sahiplenme zayıflamakta,
• Girişimlerin sürdürülebilirliği tehlikeye girmekte,
• Toplulukların uzun vadeli katılımı sekteye uğramaktadır.


Bu da, uluslararası kurumlara artan bağımlılığı beraberinde getirmekte ve yerelleştirmeyi baltalayarak, yerel sistemlerin gelecekteki krizlere karşı dayanıklılığını azaltmaktadır.
Tüm bu zorluklara rağmen, RLO’lar, SLO’lar ve L/NNGO’lar, siyasi ve toplumsal baskılara karşın hem günlük hem de kriz dönemlerindeki acil ihtiyaçları karşılamaya devam etmektedir. Yardımlarda yaşanan son kesintiler nedeniyle birçok uluslararası kurum bölgesel ve ulusal ofislerini kapatmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle UNHCR’nin mevcut doğrudan finansman modelini dönüştürerek, RLO’ların, SLO’ların ve L/NNGO’ların kendi topluluklarına sürdürülebilir şekilde hizmet verebileceği, daha verimli ve merkezsiz bir sistem kurması kritik önem taşımaktadır.
Yeni bir modelde uluslararası kuruluşlar, INGOs dahil, yerel örgütlerin müttefikleri haline gelebilir. Bu müttefiklik, şu yollarla somutlaştırılabilir:


• Küresel bağış toplama ve savunuculuk faaliyetlerine odaklanmak,
• Yenilikçi ve esnek finansman sağlamak,
• Ortak planlama süreçlerine katılmak,
• Varlık devri ve benzeri mekanizmalarla dayanışmayı göstermek.


“Yerelleştirme”yi sadece birkaç büyük uluslararası STK’dan yüzlerce yerel kuruluşa fon kaydırmak gibi basit bir işlem olarak görmek doğru değildir. Bağışçı devletler, çok sayıda küçük hibe ve ortaklık yönetiminin yüksek idari, uyum ve uygunluk maliyetlerine işaret etmektedir. Biz bu durumu kabul etmekle birlikte, fonların doğrudan uluslararası aracılardan ziyade, halihazırda aracı rolü üstlenebilen L/NNGO’lara yönlendirilmesini öneriyoruz. Bu, ister tek başına ister ulusal veya yerel düzeyde oluşturulan havuz fonlar ve STK ağları aracılığıyla yapılabilir.


Yaşanmış deneyime sahip uzmanlardan oluşan bu kuruluşlarla ortaklık kurmak; programların sürdürülebilirliğini artıracak, politika süreçlerini daha etkin şekillendirecek ve stratejik ortaklıkların genişlemesine olanak sağlayacaktır.
Doğrudan yerelleştirilmiş fonlamadaki en büyük engellerden biri risk yönetimidir. Önleyici ve tepkisel risk paylaşımı modellerine geçiş, yardımların değerini ve etkinliğini artırmanın yanı sıra ortaklıkların eşitliğini güçlendirecek değerli bir araçtır.


UNHCR şu adımları değerlendirebilir:
• Mülteci liderliğindeki kuruluşlarla risk bütçelerinin birlikte geliştirilmesi,
• Aracı ve uygulayıcı kuruluşların personeli için asgari düzeyde “gözetim sorumluluğu” sağlanması,
• Hem aracı hem uygulayıcı kuruluşlara aynı oranda genel gider payı (overhead) sağlanması.
Gerçek anlamda risk paylaşımına geçilmesi ve hibe uygunluğu/due diligence gibi engellerin azaltılması sayesinde UNHCR ve üye devletler, yerel liderliği pekiştirebilir ve doğrudan, esnek ve kısıtlamasız finansmanla, etkilenen toplulukların onurunu ve kendi kaderini tayin hakkını güçlendirebilir.


3. İnsani Yeniden Yapılanmada Mülteci Liderliğini İlerletmek


Zorla yerinden edilme karşısında verilen yanıt mimarisini yeniden hayal etme ve dönüştürme çabasının, yani daha geniş kapsamlı “insani yeniden yapılanma” sürecinin bir parçası olarak; mülteciler ve vatansız kişiler mutlaka karar alma masasında yer almalıdır.
UNHCR, mülteci ve vatansız toplulukların, onların yönettiği örgütlerin (RLO’lar ve SLO’lar) ve yerel sivil toplum kuruluşlarının liderliğini desteklemeli; hem UNHCR reformu hem de insani yeniden yapılanma bağlamındaki küresel tartışmalara bu aktörlerin dahil edilmesini savunmalıdır. Bu tartışmaların merkezinde, hem ülkeler içinde hem de ülkeler arasında son derece sınırlı kaynakların nasıl önceliklendirileceği sorusu bulunmaktadır.


Gerçek bir dönüşüm için, özellikle kendi topluluklarına kriz zamanlarında ön saflarda hizmet sunan zorla yerinden edilmiş ve vatansız kişilerin reformların tasarımı ve önceliklendirme süreçlerine anlamlı biçimde katılımı ve liderliği sağlanmalıdır.


Mülteci ve vatansız liderliği ile Etkilenen Topluluklara Karşı Hesap Verebilirlik (AAP), yani UNHCR ve ortaklarının hizmet sunduğu zorla yerinden edilmiş topluluklara hesap verebilirlik, yanıt mimarisinin yeniden tasarlanmasında merkezi bir ilke olmalıdır. Hesap verebilirlik mekanizmalarından elde edilen geri bildirimler ve bu geri bildirimlerin yönlendirdiği yenilikler sayesinde; UNHCR, insani sistem ve küresel mülteci koruma rejimi çok daha etkin, verimli ve sürdürülebilir şekilde işleyebilir.


Sonuç olarak, insani yardımın yerelleştirilmesine yönelik mali çabaların, ulusal ve yerel STK’lar, özellikle mülteci ve vatansızların yönettiği kuruluşlar, için koruma ve hukuki güvenceyi garanti edecek siyasi adımlarla tamamlanması gerekmektedir. Bunlardan yalnızca birinin varlığı verimsiz kalacak, etkili yerel müdahaleleri imkânsız hale getirecektir.

Whatsapp