EN

Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu İle Söyleşi

20.10.2017

PROF. DR. SEYHAN ERDOĞDU İLE SÖYLEŞİ

Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri Bölümü

Emekli Öğretim Üyesi

Türk Sosyal Bilimler Derneği Genel Sekreteri

Ekim 20, 2017

 Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu sorularımızı yanıtladı:

  1. Suriyeli mülteciler daha çok hangi sektörlerde iş bulabiliyorlar? Hepsi kayıt dışı mı çalışıyor? Hangi sorunlarla karşılaşıyorlar?

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, 12 Ekim 2017 tarihi itibariyle Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3.235.992’dir.  Bu toplamın içinde 228.968 kişi, sınır bölgesine yakın on kentte (Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Mardin, Hatay, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Malatya) kurulan 21 geçici barınma merkezinde yaşamaktadır.  3.007.024 Suriyelinin barınma merkezlerinin dışında yaşıyor olması Türkiye’nin ayırt edici bir özelliğidir. UNHCR (2017) verilerine göre dünyanın diğer ülkelerinde, kamplar ve barınma merkezleri dışında kentsel alanlarda yaşayan mültecilerin oranı yüzde 60 iken, bu oranın Türkiye’de yüzde 93 olduğu görülmektedir. Bu durum Suriyelileri kent mültecileri yaparken, bazı kentlerin mülteci kenti, bu kentlerin bazı mahallelerinin ise mülteci mahallesi haline dönüşmesine yol açmıştır.

 Barınma merkezlerinin bulunduğu sınıra yakın 10 ilde yaşayan Suriyeli mülteci sayısı 1.790.733’tür. Ankara, Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya ve Mersin’den oluşan 8 kentte yaşayan toplam mülteci sayısı ise 1.213.979’dur.  Suriyeli mültecilerin yüzde 93’ünün yaşadığı bu 18 ili mülteci kentleri olarak niteleyebiliriz. Geri kalan 231.280 Suriyeli ise 63 ile dağılmış olarak yaşamaktadır.

 Kent mültecileri, sosyal yardım almakla birlikte yaşamlarını sürdürmek için işgücü piyasalarına girmek zorundadırlar.  Suriyeli mültecilerin işgücü piyasaları üzerinde etkisi özellikle yukarıda saydığımız mülteci kentlerinde kendini hissettirmektedir.

 Bugün Türkiye’de 15 ile 65 yaşları arasında olan Suriyeli mülteci sayısı 1.937.687 kişidir.  Çalışma çağındaki Suriyelilerin işgücüne katılma oranları, işteki durumları ve sosyal güvenlik kurumuna kayıtlılıkları hakkında elimizde net bir veri bulunmamaktadır.

 Suriyeli mültecilerin istihdam da esas itibariyle kayıt dışı işçi olarak yer aldıkları bilinen bir gerçek olmakla birlikte, Türkiye’de Suriyeli işverenlerin ve Suriyeli esnafın varlığını göz ardı etmemek gerekir. Örneğin T.C. Ekonomi Bakanlığı’nın açıkladığı Türkiye’de Faaliyette Bulunan Yabancı Sermayeli Firmalar Listesine göre, Haziran 2015 itibariyle Türkiye’deki Suriyeli firma sayısı 2.827’dir. Türkiye’deki ticaret ve sanayi odalarına üye olarak faaliyetlerini sürdüren Suriyeli firmaların %60’ından fazlası, yani 1.709’u İstanbul’da faaliyet göstermektedir. İstanbul’u 471 işletme ile Gaziantep, 250 işletme ile Hatay takip etmektedir. Suriyeli firmaların faaliyet alanlarında toptan ticaret (978 firma), tamircilik (606 firma) ve inşaat (288 firma) gibi üç ana grup öne çıkmaktadır. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre, 2011’de 11 milyon lira sermayeyle 81 şirket kuran Suriyeliler, aradan geçen 5,5 yılda, toplam 4 bin 963 şirket kurmuşlardır. İnşaat ve emlakçılık, lokantacılık, otomotiv servis hizmetleri, toptan ve perakende ticaret Suriyelilerin en çok ilgi gösterdiği faaliyet alanlarıdır.Hemen her meslek dalında esnaf olarak yer alan Suriyelilerin önemli bir bölümü kayıt dışıdır. Mülteci illerinde yapılan araştırmalar yerel esnafın özellikle bakkallık, berberlik, fırıncılık, lokantacılık, kafe işletme, emlakçılık, taksicilik/taşımacılık mesleklerinde kayıt dışı Suriyeli esnaf ve sanatkarların haksız rekabetinden şikayet ettiğini göstermektedir. TESK bünyesindeki Esnaf ve Sanatkar Odalarına kayıtlı Suriyeliler hakkında toplu bir veri bulunmamaktadır.  Ancak Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliklerinden aldığımız bilgilere göre, giderek artan sayıda Suriyeli esnaf, esnaf odalarına kayıt olmaya başlamıştır. Örneğin İstanbul Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği, İstanbul’daki Odalara kayıtlı 110 Suriyeli esnafın mesleklere göre dağılımını şöyle vermektedir: 35 market; 24 konfeksiyon işletmesi; 18 berber; 6 tatlıcı; 10 lokanta; 8 emlak komisyoncusu; 6 kasap; 3 kırtasiye. Gaziantep ESOB, farklı mesleklerden kayıtlı Suriyeli esnaf sayısının 196 olduğunu ve bu sayının giderek arttığını belirtmiştir. Adana ESOB 16, Hatay ESOB 18, Mersin ESOB 86 Suriyeli esnaf üyesi bulunmaktadır.

Ücretli olarak çalışan Suriyeli mültecilerin sayısı hakkında da net bir veri olmamakla birlikte yaklaşık 350.000 mültecinin mevsimlik tarım, hayvancılık, inşaat ve tekstil ve hazır giyim başta olmak üzere imalat ve hizmetlerde, küçük ölçekli işyerlerinde, atık toplamada, kısacası her türlü emek yoğun ve düşük vasıflı işlerde kayıt dışı olarak istihdam edildiği tahmin edilmektedir.

Türkiye’de Suriyeli işçilerin tekstil ve giyimde çalıştıkları merdiven altı imalathanelere ilişkin haberler medyada yaygın bir biçimde yer almaktadır. 8- 10 yaşlarında çocukların ortacı olarak çalıştırıldığı konfeksiyon atölyeleri kamuoyunun yakından bildiği bir manzaradır.  Ama tekstilin ötesinde hemen her sektör kayıt dışı Suriyeli istihdamına sahne olmaktadır. Örneğin Bolu, Muğla, Antalya gibi orman bölgelerinde daha önce orman köylülerinin vahidi fiyatla yaptıkları işlerin müteahhit eliyle gördürülmesi sürecinde, sıklık bakımı olan yerlerde orman köylüleri yerine önce Türkiye’nin diğer illerinden getirilen yerel işçiler daha sonra da kayıt dışı olarak Suriyeli işçiler istihdam edilmeye başlanmıştır. Bir başka örnek olarak metal işkolunda sendikasız işyerlerinde, küçük işletmelerde, organize sanayide, atölyelerde, taşeron ve fason işlerde hatta elektrik prizlerinin montajında eve verilen işlerde çok sayıda Suriyeli mülteci kayıtsız olarak çalışmaktadır. Ankara ve İstanbul’da fırınlarında Suriyeli istihdamı son derece yaygındır.  Ustalık gerektiren birkaç işlev dışında hemen tüm fırıncılık işlerinde Suriyeliler çalışmaktadır. Adana, Konya, İstanbul, İzmir ve Antep ve Manisa’daki sayacı eylemlerinin ortaya koyduğu gibi sayacı esnafının yanında bir kısmı çocuk yaşta yüzlerce Suriyeli çalışmaktadır.

Kendisi kayıt dışı Suriyeli esnafın haksız rekabetinden şikayet eden yerel esnaf da Suriyeli işçiyi dükkanında kayıt dışı olarak çalıştırmaktadır. Çıraklık artık Suriyeli çocukların işi olmuştur.

Suriyeli işçilerin tümünün ortak sorunu ücretlerin düşüklüğü, hatta ödenmemesi; çalışma sürelerinin uzunluğu, ayrımcılık; tehlikeli koşullarda ve sağlıksız ortamlarda çalıştırılmaları ve sosyal güvenlik haklarından yararlandırılmamalarıdır.

Kayıtlı olarak çalışan Suriyeli işçi yok mudur? Vardır elbette. Hatta sendikalı Suriyeli işçi de vardır. Ama kayıtlılık ve sendikalılık Suriyeli işçiler için çok istisnai bir durumdur. 2016 yılı itibariyle Türkiye’de çalışma izni olan Suriyeli sayısı 10.267 kişidir.  “Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Yönetmelik’in kabul edilmesinden sonra da Suriyeli mültecilerin kayıtlı istihdama geçişleri konusunda ilerleme kaydedilememiştir. Sendikalarla yaptığımız bir çalışmada sadece iki sendikada Suriyeli işçi üyeye rastladık. TÜRK-METAL Sendikasının çoğunluğu Kocaeli’de olmak üzere 25 Suriyeli üyesi bulunmaktadır. ÇELİK –İŞ Sendikası da İstanbul TAYSAD Organize Sanayide örgütlü oldukları bir firmada 12 kayıtlı Suriyeli işçiye rastladığını, bu işçilerin deneme süreleri bitiminde ÇELİK-İŞ’e üye olacaklarını belirtmiştir.

  1. Mültecilerin maruz kaldıkları iş kazaları ve cinayetleri hakkında ulaşılabilecek veriler, yapılmış araştırmalar var mı? Sizin çalışmalarınızda ulaştığınız tespitler ve gözlemleriniz nelerdir?

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından derlenen ve yayınlanan İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları İstatistikleri kuruma kayıtlı sigortalıları kapsadığı için Suriyeli mültecilerin maruz kaldığı iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin herhangi bir bilgi içermemektedir.  TÜİK’in en son 2013’te yayınladığı İş Kazaları ve İşe Bağlı Sağlık Problemleri Araştırma Sonuçları da kayıtlı kayıtsız bir iş sahibi olan herkesi kapsamakla birlikte Suriyeli mültecilere ilişkin bir veri sağlamamaktadır.

Sivil bir girişim olan İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG), aralarında Suriyelilerin de bulunduğu göçmenlere yönelik iş kazalarını raporlamakta ve yayınlamaktadır. İSİG’in hazırladığı 2016 Göçmen İşçi Raporuna göre; 2013 yılında 22 göçmen işçi, 2014 yılında 53 göçmen işçi, 2015 yılında 67 göçmen işçi ve 2016 yılında ise 96 göçmen işçi iş kazalarında yaşamını yitirmiştir. Göçmen işçi ölümlerinin tüm işçi ölümlerine oranı 2013 yılında yüzde 2 iken 2014 yılında yüzde 3’e, 2015 yılında 4’e ve 2016 yılında ise yüzde 5’e çıkmıştır. 2016 yılında göçmen işçi ölümlerinin yüzde 61’i Suriyeli işçilerdir. Ölümler en çok inşaat, tarım, taşımacılık, metal, gemi/tersane işkollarında yaşanmıştır. Ölüm nedenleri arasında yüksekten düşme; trafik /servis kazası; ezilme, göçük; silahlı saldırı, kalp krizi öne çıkmaktadır. Göçmen işçi ölümlerinin yüzde 7’si çocuk işçi ölümleridir.  Sayacılar örneğinde görüldüğü gibi Suriyeli mültecilerin çalıştıkları işyerlerinde meslek hastalıkları açısından da önemli risklerle karşı karşıya oldukları söylenebilir.   Ancak bu konuda herhangi bir akademik çalışma benim bilgim dahilinde bulunmamaktadır.

  1. Türkiye’de giderek daha fazla görünür hale gelen mülteci düşmanlığı ile Suriyeli mültecilerin iş piyasasında ucuz işgücü olarak istihdam edilmeleri arasındaki ilişkiyi siz nasıl açıklıyorsunuz?

Suriyeli mültecilerin Türk işgücü piyasasına ve sosyal yaşama etkileri hakkında çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar Suriyeli mültecilerin Türkiye’nin sınır bölgesi şehirlerindeki ekonomik yaşama ve işgücü piyasasına etkileri konusunda değişik sonuçlara varmışlardır. Örneğin, Akgündüz et al. (2015), Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan illerde konut fiyatlarının ve daha az oranda da gıda fiyatlarının arttığını tespit ederken; Konuk ve Tümen (2015), genel fiyat seviyesinin göç nedeniyle yaklaşık yüzde 2,5 oranında azaldığını tespit etmiştir. Akgündüz et al (2015) emek piyasalarında mültecilerin yerel halkı dışlamasına ilişkin çok az kanıt bulmuşlardır. Bununla birlikte, Carpio ve Wagner (2015) “çoğunlukla çalışma iznine sahip olmayan mültecilerin, özellikle de tarımda kayıt dışı, düşük eğitimli, kadın Türk işçilerinin büyük oranda yerlerinden edilmesine neden olduğunu” tespit etmişlerdir.  Ancak “net yerinden olmanın yanı sıra, mültecilerin girişinin daha yüksek ücretli kayıtlı işler yaratarak Türk işçilerinin mesleki gelişimine imkân tanıdığını” ve “mültecilerin girişi nedeniyle çalışanların kompozisyonları değiştikçe ortalama Türk ücretlerinin arttığını” belirtmişlerdir. Cerit oğlu et al. (2017), mülteci girişinin bir sonucu olarak, muhtemelen bölgede artan sosyal hizmetlerden dolayı resmi istihdamda hafif bir artışla dengelenen kayıt dışı çalışan yerel nüfusta istihdam kayıpları olduğunu bulgulamışlardır.Ücretler üzerindeki etkinin ise ihmal edilebilir düzeyde olduğunu tespit etmişlerdir.

 Bununla birlikte, yerel halk, Suriyeli mültecilerin genel olarak ekonomi, işgücü piyasaları, sosyal harcamalar, sosyal yaşam ve kentsel güvenlik üzerindeki etkileri hakkında son derece olumsuz algılamalara sahiptir. ORSAM (2015) tarafından yapılan bir anket, Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan kentlerde, görüşülenlerin, Suriyeli mültecilerin varlığı ile iş kayıpları, ücretlerin düşmesi, işten atılma riskinin artması, yiyecek fiyatlarında artış, konut kiralarının artması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesinin düşmesi ve iç göçün artması arasında güçlü bir ilişki olduğunu düşündüklerini ortaya koymuştur.  Suriyeli mültecilere yönelik toplumsal tepkiler üzerine yapılan saha araştırmaları, artan mülteci sayısına ve büyüyen bir kentsel mülteci olgusuna paralel olarak, Suriyeli mültecilere karşı başlangıçtaki hoşgörünün yerini hoşnutsuzluğun ya da bazı durumlarda düşmanlığın aldığını göstermektedir (Erdoğan, 2014; Erdoğan ve Ünver, 2015; Erdoğan, 2017; Nevruz ve Çukurçayır, 2015).

2017 yılında yaptığım iki ayrı alan araştırmasında da esnaf örgütlerinin ve işçi sendikalarının üyeleri arasında Suriyeli mültecilere karşı olumsuz yaklaşımların oldukça yaygın olduğunu görmüş bulunuyorum.  Bu olumsuzluğun, birinci nedeni Suriyeli mültecilerin işgücü piyasalarında iş olanaklarını azaltan, haksız rekabet yaratan, ücretleri baskılayan, çalışma koşullarının aşağı çekilmesine yol açan, toplu sözleşme masasında sendikalı işçinin pazarlık gücünü baskılayan bir etki yarattığına ilişkin izlenimlerdir.  Yerel halk arasında genel kanı Suriyeli işçilerin düşük ücretle çalıştıkları ve yerel işgücünün işlerini aldıkları yolundadır.   Türkiye’de zaten yaygın olan kayıt dışı çalışmanın daha da yaygınlaşacağı, kendi içinde zaten parçalanmış olan ikincil işgücü piyasasının daha da parçalanacağı düşünülmektedir.

Gaziantep’te bir işçi bu etkiyi şöyle anlatıyor: “Bundan 3 -4 yıl önce Antep’te çok güzel şeyler olmuştu.  Uzun mücadelelerden sonra günlük çalışmada 8 saate dönülmüştü.  İşsizlik azalmış, ücretler düzelmişti. Şimdi ise Suriyelilerin ucuz işgücü olması ile işler tersine döndü.” 

Mersin’de bir esnaf temsilcisi de Suriyeli mültecilere karşı esnafın olumsuz yaklaşımını haksız rekabet ekseninde şöyle açıklıyor: “Biz işyeri açarken Türk mevzuatının sunduğu birçok yükümlülük var.  Hijyen kuralları var, gıda sicili var, üretim izni var. Bütün bu yükümlülüklere uyulursa işyeri açılabiliyor. Türkiye’deki şartlara ve mevzuatlara göre biz bir ürünü 10 liraya mal edebiliyorsak, onların böyle bir izin ve yükümlülükleri olmadığı için bizim 10 liraya ürettiğimizi onlar 5 liraya üretebiliyor. Dolayısıyla ucuz satabiliyor. Ucuza sattığında da haksız rekabet ortamı yaşanıyor.”

Ancak Suriyeli mültecilere karşı gelişen olumsuz tutumların arkasında, kayıt dışı istihdamdaki Suriyelilerin işgücü piyasalarında yarattığı rekabet kadar, giderek sayıları kent nüfuslarının önemli bir yüzdesine ulaşan kent mültecilerinin, kentsel alanlarda yaşadıkları sosyal, kültürel uyum sorunları ile gerek terörün gerekse kentsel suç oranlarının artacağı düşüncesine bağlı güvenlik kaygılarının olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Yerel halkta, Suriyeli mültecilere karşı derin bir kültürel farklılık algısı mevcuttur. Dil farkı kültürel fark algısını güçlendiren önemli bir etkendir. Suriyeli mültecilerin farklı yaşam tarzları olduğu, içimize girmelerinin kabul edilemeyeceği, kültürel anlamda bize uzak oldukları, toplumsal yaşamımızı bozdukları ortak itirazlar olarak ifade edilmektedir.  Mülteci karşıtlığının güvenlik boyutunda ise Suriyeli mültecilerin arasında Suriye’deki farklı terör örgütlerinin uzantılarının olabileceği kuşkusu bulunmaktadır. Güvenlik açısından başka bir kaygı da kentsel yaşam ortamlarında belirli mahallelerde yaşayan ve kendi iç dayanışmalarını kuran Suriyeli mültecilerle çıkacak toplumsal çatışmalardır.  Yerel halkta, “Suriyeli mültecilerin suça bulaşarak toplumsal ahlak ve huzuru bozacağı” şeklinde yaygın bir ön yargı vardır. Türkiye’nin çeşitli kentlerinde yerel nüfusla Suriyeli mülteciler arasında yaşanan kavgaların medyada yer alması kentsel güvenlik kaygılarına daha da ağırlık kazandırmaktadır.  Özetle Suriyeli mültecilere karşı geliştirilen olumsuz tutumun işgücü piyasalarındaki rekabetin ötesinde önyargıların çevrelediği kültürel ve sosyal boyutları olduğunu da düşünmek gerekir.

  1. Eylül ayı başında saya işçilerinin eylemleri sırasında mülteci çocukların çalışma koşullarıyla ilgili haberler de gündeme geldi. Sizin bu konudaki tespitleriniz nelerdir? Mülteci çocuk işçiler Türkiyeli çocuk işçilerle kıyaslandığında, daha mı zor koşullarda çalıştırılıyorlar? Şu anda çocuk işçilerin eğitimlerine devam edebilme şartları mevcut mu?

Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin yüzde 46,7’si 18 yaşından küçüktür. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre, Aralık 2016 itibariyle Türkiye’de okul çağındaki 833.039 Suriyeli çocuktan 496.653’ü okula kayıtlı. Barınma merkezlerinde okullaşma oranları göreli olarak merkez dışındaki çocuklara kıyasla yüksek.

Suriyeli çocuklar yereldeki akranlarıyla gittikleri devlet okullarında ya da Suriye müfredatına uygun olarak Arapça eğitim veren ve zamanla kapatılmasına karar verilen geçici eğitim merkezlerinde (GEM) okuyor.  Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Aralık 2016 verilerine göre, 330.981 Suriyeli çocuk Gem’ler, 165.672 Suriyeli çocuk ise devlet okullarına kayıtlı.  Okullaşma oranları 5-9 yaş grubunda göreli olarak yüksekken 10-14 ve 15-18 yaş gruplarında hızla sırasıyla yüzde 25’e ve yüzde 20’ye düşüyor.   Okul dışındaki 336.386 çocuk, Suriyeli çocuk işçiliğin deposu olarak işlev görüyor. Bazı alan araştırmalarının gösterdiği gibi her beş çocuktan birinin çocuk işçi olduğunu varsayarsak yaklaşık okul dışındaki Suriyeli çocuk işçi sayısını 166.000 olarak tahmin edebiliriz.  Bu çocuklar trikotaj atölyelerinde, tekstil fabrikalarında, kuru meyve fabrikalarında, ayakkabı imalat atölyelerinde ve araba tamirhanelerinde, tarım işçiliğinde, sokaklarda kâğıt mendil, su satıcılığı gibi işlerde çalıştırılmaktadır. Çalışma ortamları ve çalışma koşulları son derece kötü ve sağlıksızdır. Yetişkin işçilere göre daha az ücret almakta ama çocuk bünyeleri göz önüne alındığında çok daha ağır koşullarda çalışmaktadır. Suriyeli çocuk işçi oranlarının her yaş grubunda Türkiyeli çocuk işçi oranlarıyla kıyaslandığında çok daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.  Yaş gruplarındaki okullaşma oranlarındaki radikal farklılıklar bu gerçeği hemen ortaya koymaktadır. Suriyeli çocukların erken yaşta okulu bırakmalarının ve işgücü piyasasına yönelmelerinin temel nedeni aile gelirinin yetersizliği olmakla birlikte eğitimi erişememe ve erişilen eğitimin niteliğinin yetersizliği de nedenler arasındadır.  Suriyeli çocukların Türk eğitim sistemi içine entegre edilebilmesi için en az 40 bin yeni öğretmene, 30 bin dersliğe ihtiyaç bulunmaktadır.  2017 yılında başlatılan Türkiye’deki Şartlı Eğitim Yardımı Programının Suriyelilere ve Diğer Mülteci Çocuklara Yaygınlaştırılması Programı ile ya da zorunlu eğitim kapsamına alınmış olan çıraklık eğitimi kapsamında  çırak öğrencilere  ödenecek asgari ücretin üçte ikisinin (390 TL’nin 260’TLsi) devlet tarafından karşılanması uygulamasına Suriyeli çırakların dahil edilmesi projesi ile Suriyeli çocuk işçiliğinin azaltılması yolunda ne kadar mesafe alınabileceği sorusuna,  sorunun büyüklüğü ve çok boyutluluğu karşısında  iyimser bir yanıt vermek zor görünmektedir.

Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, göç çalışmalarında, küresel göç politikaları; düzensiz emek göçü; sendikalar ve göçmen işçiler konularında yoğunlaşmıştır. Halen İsveç Araştırma Konseyi tarafından desteklenen MIGLINK- Göç ve Kalkınma. Küresel Yönetişimde Sivil Toplumun Yeri Uluslararası Araştırma Projesini sürdüren ekip içerisindedir.

 

“Söyleşi içeriğinin sorumluluğu tamamıyla söyleşi sahibine aittir ve hiçbir şekilde İGAM’ın görüşlerini yansıtmaz.»

Whatsapp