Çoratabır: “Doğu Avrupalı AB ülkeleri, farklı tavır sergilemeye başladı”
11 Şubat 2017 tarihli CNN Türk 5N1K programına yorumlarıyla konuk olan İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı Metin Çorabatır’ın, Doğu Avrupa’da yaşananlar ve Amerika’nın değişen göçmen politikası hakkındaki açıklamaları ve yorumları şöyle:
Takvimler Suriye İç Savaşı’nın altıncı yılını gösterirken, Suriyeli mültecilerin yaşam savaşı dünyanın dört bir yanında zorlu şartlarda devam ediyor. Dünya’da sadece Suriye’den değil, Irak, Afganistan, Somali gibi ülkelerden dağılan ülkelerini terk etmek zorunda kalmış 65,3 milyon kişi yaşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) geçen sene yayınlanan raporuna göre dakikada ortalama 24 kişi evlerini terk etmek zorunda kalıyor.
Kayıtlı mülteci sayısı şimdilik 3 milyon 100 bin’in üzerinde…
Suriye’de 2011 yılından beri 4,9 milyon kişi mülteci konumuna düştü. Onu 2,7 milyon kişiyle Afganistan ve 1,1 milyon kişiyle Somali izliyor. Türkiye’deki kayıtlı mülteci sayısı şimdilik 3 milyon 100 binin üzerinde. Türkiye’yi 1,6 milyon kişiyle Pakistan ve 1,1 milyon kişiyle Lübnan takip ediyor.
Geçtiğimiz günlerde Astana Zirvesi’nin ikinci oturumu yapıldı. Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde, diplomatik arenada umut verici gelişmeler olsa da Avrupa sınır kapılarında yaşananların devamı ve Trump’ın politikaları göçmen karşıtlığının artarak sürdüğünü gözler önüne seriyor.
Doğu Avrupalılar mültecileri resmen reddediyor
Bugün başta Macaristan ve Slovakya gibi ülkeler olmak üzere, Doğu Avrupalılar mültecileri resmen reddediyor. Macaristan, Balkan ülkelerinde yaşanan belirsizlik nedeniyle sınırlarını kapama kararı vermişti. Yaklaşık 7 bin mülteci Sırbistan-Macaristan sınırında sıkışıp kaldı. Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın eksi 20 derecelik soğuğunda donma tehlikesi geçirenler, eski fabrika binalarında çok zor şartlarda kalan halen binlerce mülteci var.
Mülteci sayısının en yoğun olduğu Orta Avrupa ülkelerinden biri de Avusturya. Ancak 100 binden fazla mültecinin barındığı Avusturya’nın da kısıtlayıcı iltica politikası son zamanlarda hiç de kucaklayıcı görünmüyor. Avusturya, trenlerle doğusundaki Slovakya’dan gelen sığınmacıları durdurmak için sınıra asker göndereceğini açıklamıştı.
Türkiye ise mültecilere en başından beri açık kapı politikası uyguluyor. UNHCR 2014 raporuyla birlikte Türkiye tarihinde ilk kez en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumuna geldi. Yakın tarihte Birleşmiş Milletler’in Türk hükümeti ile birlikte Suriyeli mültecilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için 2017-2018 dönemini kapsayan Bölgesel Mülteci ve Dayanıklılık Planı (3RP) hazırladığı biliniyor. Bu plan ile uluslararası toplumdan Türkiye’deki Suriyeli mülteciler için 3 buçuk milyar dolarlık bir fon istenecek.
ABD’nin tutumu
Türkiye ve Avrupa tablosu böyleyken Amerika Birleşik Devletleri de yeni yönetimiyle Suriyeli mültecileri artık almayacağını duyurdu. Ayrıca Başkan Trump daha önce Obama yönetimiyle anlaşan Avustralya Başbakanı ile mülteciler konusunda tartışmalı bir konuşma yaptı. Trump’ın göçmenlere yönelik politikası 7 ülke vatandaşlarına aldığı ambargo büyük tepki çekti. Google, Apple, Microsoft, Facebook, Twitter, Intel ve Netflix gibi çok büyük şirketlerin de aralarında bulunduğu 97 Amerikalı şirket vize yasağına karşı ortak bildiri imzaladı, halk protesto yürüyüşleri gerçekleştirdi, dünyaca ünlü isimlerden peşpeşe açıklamalar geldi.
2015 yılında göç hareketinin hızlanmasıyla, Doğu Avrupalı AB üyesi Macaristan, Polonya, Çekya ve Bulgaristan gibi ülkeler farklı bir tavır sergilenmeye başladı.
Bu ülkelerde milliyetçi, ulusalcı hatta ırkçılığa yakın hükümet politikaları uygulandı, duvarların örüldüğünü, çitlerin çekildiğini gördük. 2015 yılında başlayan düzensiz göç hareketi ile buralardaki sınır kapılarına ulaşanlar, geldikleri noktalarda sıkışıp kaldılar.
Yunanistan
Yunanistan’a baktığımızda ise; Türkiye’den giden insanların Avrupa Birliği’ne giriş yeriydi Yunanistan. Yunanistan’da hem kendiliğinden oluşmuş hem de Birleşmiş Milletler’in açtığı kamplar var ama ne yazık ki buralardan da çok kötü haberler geliyor. Orada da ısınma ve barınma sorunları var. Sağlık sorunları giderilemiyor ve tam bir trajedi yaşanıyor.
Bulgaristan ile ilgili ise şöyle haberler aldık; sınırda veya kırsalda barınmaya çalışan insanlara eğitimli köpeklerle saldırılıyor. Çok ciddi Batılı haber kaynaklarının yazdığı haberlere veya insan hakları kuruluşlarının raporlarına baktığımızda Yunanistan ve Bulgaristan’daki birçok Suriyeli de bizi Türkiye’ye gönderin diye talep ediyor. Hayal kırıklığı içinde Türkiye’deki yaşamlarının daha iyi olduğunu söyleyerek Türkiye’ye dönmek istiyorlar
Trump yönetiminin tutumu
Amerika geleneksel olarak zaten göçmenlerin kurduğu bir ülke... Trump yönetimine kadar Dünya’daki bugünkü mevcut sığınma sistemini ayakta tutan ülkelerden biriydi. Çünkü uluslararası korunmaya ihtiyaç duyan pek çok insan sığındıkları ülkede bu korumayı alamadıkları için Birleşmiş Milletler tarafından düzenli olarak Amerika’ya yönlendiriliyorlardı, yani Amerika’ya yeniden yerleştiriliyorlardı. Türkiye bunun güzel bir örneği. Türkiye’nin uyguladığı coğrafi kısıtlama yüzünden Türkiye’de mülteci olarak tanınamayan çok sayıda insan Birleşmiş Milletler tarafından Amerika’ya yerleştiriliyordu. Fakat Trump yönetimi bu olayı durdurdu. Göçmeni, düşman gibi gören bir zihniyet var. Fakat tabii hukuk işliyor. Bu aldığı kararlara karşı hukuki mekanizma önleyici kararlar alıyor. Durum bir hukuk savaşına döndü. Yeni Amerikan yönetiminin bu tavrının bir de Avrupa üzerinde etkisi olacak, asıl ondan korkuluyor. Zaten Avrupa’da hazırda bekleyen yabancı ve göçmen düşmanlığı ırkçı hükümetler Amerika’yı model almasıyla artabilir. Bugüne kadar Amerika, açık kapı politikaları uygulayan ve göçmen alan ülke modelini dünyaya sunuyordu. Şimdi ise tablo çok farklı…



