Erdoğan: “Kuzey Suriye’de mülteciler için yerleşim yerleri planlıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Açılış toplantılarında yaptığı konuşmada Türkiye’nin, Kuzey Suriye’de ülke dışına gitmiş mültecilerin de kullanacağı tüm sosyal donatılara sahip yerleşim yerleri inşa etmeyi planladığını söyledi. Erdoğan, “Bunun için güvenli alan haline getirdiğimiz yerlerin uçuşa yasak bölge ilan edilmesine yönelik kararlı bir duruş göstermeli ve birlikte çalışmalıyız” dedi.
Cumhurbaşkanı’nın Genel Kurul konuşmasının metnini aşağıda paylaşıyoruz:
“Suriye’de, Irak’ta terörün ve savaşın kıskacında inleyen pek çok ülkede yüzbinlerce çocuk, kadın, genç ve yaşlı öldürülmeye devam ediyor. Ölüm ve zulümden kaçan mülteciler Avrupa şehirlerinde aşağılayıcı muameleler ile karşı karşıya kalıyor. Terör unsurları bölgedeki eylemlerini sürdürüyor. Kafkasya’daki ihtilafların sıcak çatışmaya dönüşme riski mevcut. Yemen’den Ukrayna’ya pek çok sorun bizleri bekliyor. Diğer yandan Dünya’nın pek çok ülkesinde insanlar açlık, salgın hastalıklar, sefalet ve cehaletle boğuşuyor. Bu insanlık onuru ve vicdanını yaralayan utanç verici bir tablodur. Daha da acısı bu krizlerin ve sorunların çoğunun aslında kolayca çözülebilecek mahiyette olmasıdır. Gelecek nesillerin huzuru, refahı ve güvenliği büyük ölçüde bugünden atacağımız adımlara alacağımız tedbirlere bağlı. Zaman, vicdani sorumluluklarımızın bilinci içinde liderlik gösterme, sorunların üzerine kararlılıkla gitme zamanıdır.
Sayın Başkan, kıymetli Delegeler;
Suriye’de yaşanan insani kriz altıncı yılına yaklaştı. Bugüne kadar 600 bine yakın insanın hayatını kaybettiği söylenen bu savaş yüzünden 12 milyon insan yerini yurdunu terk etti. Bunların 5 milyonu başka ülkelere sığındı. Sadece 2 milyon 700 bini benim ülkemde. Vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyelileri bizler evimizde misafir ediyoruz. Niye Türkiye’ye geldiniz demiyoruz. Kapılarımızı kapatmadık. Zira varil bombalarından kaçan, uçakların attığı bombalardan kaçan bu insanlara karşı bizler insani ve vicdani görevimizi yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Dünya almayabilir, Batı almayabilir ama biz alacağız. Niye? Çünkü insanız, öyleyse insana bu tür bir felaket karşısında kapılarımızı açmak zorundayız. Açtık, açıyoruz ve açacağız. Burada bahsettiğim rakamları uluslararası camianın uzun süredir kayıtsız ve tepkisiz bir şekilde dinlediğini biliyorum. Oysa telaffuz edilen her sayı bir insana karşılık geliyor. Suriye halkı zalim bir yönetimin, katil, terörist bir yönetimin ve terör örgütlerinin acımasız küresel ve bölgesel rekabetin şekillendirdiği vekalet savaşlarının pençesinde tükeniyor. Bu süreçte uluslararası toplum insani değerler ve vicdan sınavında maalesef sınıfta kaldı. Şu ana kadar bizim faturalı olarak yaptığımız harcama 12,5 milyar dolardır. STK’lar, belediyelerimizin yaptığı harcamalar bir o kadar. Yani toplamda 25 milyar dolar gibi bir harcama yapılmıştır. Şu anda çatısı altında bulunduğumuz Birleşmiş Milletler’den bize gelen destek 525 milyon dolardır. Başka herhangi bir şey yok. Peki Avrupa Birliği’nden gelen bir şey var mı? Ne yazık ki Avrupa Birliği de verdiği sözleri tutamamıştır. UNICEF’e sadece gönderdikleri 178 milyon dolardır, o kadar. Fakat Türkiye’ye gelen herhangi bir yardım bu konuda söz konusu değildir.
Biz meselenin başından beri, bu olayın tüm insanlığın ortak meselesi olduğu inancıyla, bölgesel ve küresel aktörlerle iletişim ve işbirliği içinde hareket etmeye özen gösterdik. Komşumuz ve akrabamız Suriyelilerin yaşadığı bu kıyamete sessiz kalamazdık. Kalmadık ve kalmayacağız. Ülkemize sığınan 2 milyon 700 bin Suriyeli, 300 bin Iraklı olmak üzere, bu 3 milyon mülteciye bizler hiçbir etnik, mezhep veya din ayrımı gözetmeksizin kucak açtık. Türkiye’deki bu çadır kentlerde, konteynır kentlerde misafir ettiğimiz bu insanlarla ilgili olarak desteğimizi devam ettireceğiz. Başta Avrupa Birliği olmak üzere, bu konuda bize katkı sözü verenler halen sözlerini yerine getirmediler ve biz bu sözlerini yerine getirmelerini bekliyoruz. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler’den de verilen sözlerini yerine getirmelerini bekliyoruz. Herhalde bu Genel Kurul, 71. Genel Kurul, bu sesi tüm dünyaya duyurma bakımından da çok önemlidir. Zira uluslararası toplumun katkısı sadece 525 milyon dolarda kalmaması gerekir diye düşünüyorum. Bu kürsüden tüm uluslararası camiaya Suriyeli mültecileri kendilerine yönelik hayati bir tehdit gibi algılayan tüm Avrupalı dostlarıma sesleniyorum. Dikenli tel örgülerin, yüksek duvarların arkasında huzur aramak beyhude bir çabadır. Suriyeli mültecilerin eğitim, iş ve iskan sorunlarına süratle çözüm bulamadığımız takdirde düzensiz göçün, sosyal meselelerin ve güvenlik risklerinin önüne geçemeyiz. Sorunun kaynağı olan Suriye’deki çatışma, terör ve zulüm ortamının sonlandırılması ve siyasi çözüm sürecinin hayata geçirilmesi için daha fazla vakit kaybedemeyiz.
Sevgili dostlar,
Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasına en fazla önem veren ülke Türkiye’dir. Bizim Suriye’nin topraklarında asla gözümüz yoktur. Suriye’nin topraklarında kimsenin gözünün olmaması gerekir. Suriye muhalefetine verdiğimiz destekle başlayan Fırat Kalkanı Harekatı, umutsuzluğun hakim olduğu bir bölgede istikrarın, huzurun ve dengenin yeniden tesisi bakımından kritik bir öneme sahiptir. Operasyon, Suriye’deki ılımlı muhalif unsurların özgüvenlerinin yerine gelmesini de sağlamış oldu. Hatta bu gelişme Musul’u DEAŞ teröründen kurtarmak isteyen Irak’taki yerel güçleri de cesaretlendirdi. Biliyorsunuz uzun süredir Suriye sınırlarımız boyunca güvenli bir bölge oluşturma çağrısında bulunuyorum. Bizim 911 km sınırımız var. En uzun sınıra biz sahibiz. Ve bu sınırlarda Türkiye bir tehdit altındadır. Ve biz sabrettik, sabrettik, sabrettik. Ancak 24 Ağustos’ta Gaziantep’te, bir düğün merasiminde 14 yaşında bir çocuğu canlı bomba yapmak suretiyle o kalabalığın içerisine göndererek patlattılar ve orada 56 kişi öldü, 100’e yakın insan yaralandı. O ana kadar duran Türkiye artık duramazdı ve ılımlı muhalifler ile birlikte bizler bu olaya müdahale ettik ve önce Cerablus’dan ardından Rai’den DEAŞ’ı derdest ettik. Şimdi ise bölge bir terör koridoru olmaktan çıktı ve böylece burası bir barış koridoru haline gelmiş bulunuyor. Terör örgütlerinden kurtardığımız Cerablus halkı güven ve huzur içinde evlerine geri dönmeye başladı. Bölgenin elektrik ve su altyapısını çalışır hale getirmek için hemen harekete geçtik. Kızılay, AFAD ve sivil toplum kuruluşlarımız bölge halkının ihtiyaçlarını yerinde karşılıyor. Yine bu bölgede ülke dışına gitmiş mültecilerin de kullanacağı tüm sosyal donatılara sahip yerleşim yerleri inşa etmeyi planlıyoruz. Bunun için güvenli alan haline getirdiğimiz yerlerin uçuşa yasak bölge ilan edilmesine yönelik kararlı bir duruş göstermeli ve birlikte çalışmalıyız.
Hayata geçirilmesi için yoğun çaba sarf ettiğimiz ateşkes maalesef işler hale gelmedi. İşte görüldüğü gibi ateşkes ortadan kalktı ve dün de Birleşmiş Milletler konvoyuna bir saldırı yapıldı, bunun neticesinde 1 kişi öldü ve yaralılar vs.
Suriye rejimi, Birleşmiş Milletler gözetimindeki yardımların acil insani yardıma ihtiyaç duyan Halep halkına ulaştırılmasına izin vermiyor. Hatta yardım konvoylarına saldırıyor. Rejimin insanları açlığa mahkum ederek izlediği ya teslim ol ya öl politikasına Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi daha ne kadar müsamaha gösterecek?
Sayın Başkan, kıymetli Delegeler;
Irak’ın en büyük gücünü oluşturan etnik ve mezhebi çeşitliliği muhafaza edecek ideal bir siyasi sistemin tesisinin kolay olmayacağı görülüyor. Bu bakımdan Musul operasyonu, bölge halklarının hassasiyetleri gözetilerek yürütülmelidir. Aksi halde bölgede yeni sorunlara yol açabilecek bir milyondan fazla insanın sığınmacı durumuna düşebileceği yeni bir insani krizin çıkması kaçınılmazdır. Irak halkını bu kritik dönemde yalnız bırakmamalıyız. Filistin halkına iki devletli çözüm temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan her bir Filistinli için bir huzur kaynağı olacak hür bir Filistin’de yaşama imkanı tanınması uluslararası toplumun Filistinli çocuklara bir borcudur.
İsrail ile normalleşen ilişkilerimizi gerek barış sürecinin kolaylaştırılması, gerekse Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı bu ekonomik ve insani sıkıntıların giderilmesi için değerlendirmeye çalışacağız. Bu doğrultuda Gazze’ye insani yardım ulaştırılması faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.
Önemli bir noktaya geliyorum; Dünya İnsani Zirvesi geçtiğimiz mayıs ayında tarihte ilk defa Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlendi Zirveyi krizlere daha etkin müdahale için yeni yollar keşfetmek amacıyla önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Şunu açık ve net söylüyorum; dünyada en az gelişmiş ülkere destek konusunda ilk üç sırada Amerika, Türkiye ve İngiltere var. Gayri safi milli hasılaya oranla ise en fazla yardımı yapan birinci sırada Türkiye. Ve biz en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan bir ülke olarak, aynı zamanda düzensiz göçün önlenmesi için de elinden gelen tüm gayreti gösteren bir ülkeyiz. Ülkemizin girişimi üzerine Suriyeli mülteciler konusu geçtiğimiz yıl BM Genel Kurul oturumunda ilk kez ele alındı. G20’nin gündemine göç ve terörizm konularının alınması yine ülkemizin girişimleri neticesinde gerçekleşti.
Avrupa Birliği ile mülteci krizine karşı işbirliği içinde hareket ediyoruz. Ege’deki ölümlerin önünü almak amacıyla 2015 Ekim ayında günlük 7 bin olan düzensiz göç rakamının son aylarda 50’ye kadar düşmesini sağladık. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan mutabakatı çerçevesindeki taahhütleri başarıyla yerine getirdiğini gösteriyor. Ne var ki 18 Mart 2016’da varılan mutabakatta Avrupa Birliği tarafından verilen sözlerin adeta unutulduğunu, karşımıza sürekli suni mazeretlerin çıkarıldığını görmenin üzüntüsü içerisindeyiz.
Sayın Başkan, kıymetli Delegeler;
Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesi gerekir. Özellikle barışı koruma ve inşa faaliyetlerinin daha etkin hale getirilmesi konusunda Genel Sekreter Ban Ki-moon önderliğinde atılan adımları takdirle karşılıyoruz…”


