EN

Suriye Krizi'ni Fırsata Çevirmek...

26.10.2015

METIN ÇORABATIR*

23 Ekim 2015

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ziyareti, bu yaz bir Avrupa krizine dönüşen Suriyeli mülteciler sorununa nasıl bir boyut kazandıracak? Merkel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile yaptığı görüşmeler sonunda varılan anlaşmanın tüm ayrıntıları henüz ortaya çıkmadı. Ayrıntı, kurulan çalışma gruplarında belirlenecek.

Suriye mülteci krizinin arka planında bu yılın ilk 10 ayında yarım milyondan fazla mülteci ve göçmenin Yunanistan’a gelişi yatıyor. Merkel’in İstanbul’a geldiği gün 8.000 kişi Adalara geçti. Böylece Yunanistan’a gelenlerin sayısı 502.500’e yükseldi. Yılın ilk 10 ayında en az 3.135 kişi boğularak yaşamını yitirdi. Mülteciler Macaristan’ın, Slovenya’nın, Hırvatistan’ın engellemelerine, sınır kapamalarına, büyük acılar, sıkıntılar ve zorluklara rağmen Kuzey Avrupa ülkelerine ulaşmak için büyük çabalar harcıyorlar.

Bu büyük mülteci krizi AB’nin serbest dolaşım sisteminin (Schengen) ve dış sınırlarını korumaya yönelik olarak geliştirdiği Dublin düzenlemelerinin çöküşüne yol açtı. AB bu krize önce, insan kaçakçılarıyla çok daha sert mücadele, denizde kontroller ve arama-kurtarma operasyonlarının artırılması şeklinde yanıt verdi. Kriz başta Libya ve diğer Kuzey Afrika ülkelerinden İtalya’ya düzensiz geçişler boyutuyla ele alınmaya çalışıldı. Kısa bir süre sonra bir Ege Denizi krizine dönüştü. Krize verilecek yanıt tartışmaları hem AB’ye üye ülke hükümetlerini hem de her ülkedeki kamuoylarını mülteci yanlısı ve mülteci karşıtı şeklinde ikiye böldü. Yaz aylarının sonu ve sonbahar başlangıcında, Almanya’nın başı çektiği üye ülkeler, çözümü bir yönüyle Yunanistan ve İtalya’ya yığılan mültecileri tüm üye ülkeler arasında dağıtmada gördü.

Türkiye, mülteci ülkesi mi olacak?      

Merkel’in önemli atakları bu dönemde art arda geldi. Almanya’nın liderliğindeki etkili grup, önce İtalya ve Yunanistan’da yığılan ve çok kötü koşullarda adalara varan 160.000 mültecinin AB üyesi ülkeler arasında dağıtılmasını tüm üyelere empoze etti. Merkel, siyasi riskler almaya devam ederek ülkesinin 500.000 mülteci kabul edebileceğini açıkladı. Ardından Türkiye’nin çözüm arayışlarına dahil edilmeden ilerleme sağlanamayacağını ifade etmeye başladı. Erdoğan’ın Brüksel temasları sırasında AB tarafından hazırlanan bir eylem planı taslağı 5 Ekim’de Türkiye’ye sunuldu. Taslak iki önlemi içeriyor. Birincisi, Türkiye’deki mültecilerin daha iyi koşullara kavuşmasının, yaşam koşullarının iyileştirilmesinin desteklenmesi; ikincisi de AB’ye Türkiye’den gerçekleşen düzensiz göçün önlenmesi için işbirliğinin artırılması. Taslakta ayrıca öngörülen işbirliğinin AB ile Türkiye arasında süregelen Türk vatandaşlarına vize serbestisini, geri kabul anlaşmasının mekanizmalarını ve mali yardımları da içerdiği belirtildi.

Türkiye, halihazırda 2,2 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu insanların Suriye’ye geri dönmeleri, siyasi bir çözüm bulunmadıkça söz konusu değil. Buna karşılık Türkiye 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü’ne dair Sözleşme’ye uyguladığı coğrafi kısıtlama nedeniyle bu kişileri “mülteci” olarak kabul etmiyor. Türkiye’deki geçici nitelikteki koruma böylesine büyük bir nüfusun 1951 Sözleşmesi’nin öngördüğü haklara erişimini, bir başka ifadeyle Türk toplumuna entegre olmasını, yeni bir yaşam kurmasını engelliyor. Pek çok mülteci, hayatını tehlikeye atma nedenini Türkiye’de statülerinin olmaması, geleceklerini planlayamamaları olarak açıklıyor. Anlaşmanın, 3,4 milyar Euro ile desteklenmesi öngörülen birinci çözümü eğer bu kişilere 1951 Sözleşmesi’nden kaynaklanan tüm hakların verilmesi anlamını içerirse Türkiye başarılı bir entegrasyon ülkesi haline gelebilir. Bu kriz ve AB-Türkiye anlaşmasının en önemli sonucu, yeni ve çağdaş Türk sığınma sistemine yol açması olacaktır. Kriz, coğrafi kısıtlamanın kaldırılması yönünde bir fırsata dönüşebilir.

Kamuoyu araştırmaları özellikle Suriyeli mültecilerin hayatlarını tehlikeye atıp atmama, Türkiye’de kalıp kalmama konusunda kararsız olduklarını gösteriyor. Düzensiz olarak kaçakçılar kanalıyla yola çıkmak gerçekten onlar için çok önemli bir karar. Anlaşmanın düzensiz göç ile mücadele kısmının bir unsuru, Ege Denizi’ndeki kaçakçılık faaliyetlerine karşı sert önlemleri, denizdeki sahil güvenlik işbirliğinin ve arama-kurtarma faaliyetlerinin artırılmasını içeriyor. Ayrıca başta Yunanistan ve diğer AB ülkelerine Türkiye’den düzensiz giden mültecilerin Türkiye’ye geri gönderilmeleriyle ilgili… Geri kabul anlaşmasının erken yürürlüğe girmesi, düzensiz (kaçak yollardan) gitme girişimleri için en önemli caydırıcı etken olacaktır. Ancak düzensiz göçün engellenmesinin yeterli olmayacağı, bu tür gidiş yolları kapatılırken, düzenli ve yasal yollarla daha çok mültecinin Avrupa’ya yerleştirilmeleri gerçekleştirilmelidir.

Merkel’in riskleri ve AB’deki kaos

Merkel, öncelikle bir doğu Alman olarak duvarlara, demir perdelere karşıdır. Ayrıca Alman iş çevreleri, yaşlanan nüfus karşısında ülkeye gelmesini kendi ihtiyaçları açısından destek veriyor. Üçüncüsü, Almanya’da çok köklü bir mülteci ve insan hakları lobisi mevcut ve bu çevreler yaşanan bu krizde Merkel ile birlikte hareket ediyorlar. Alman medyası da Merkel’i bu konuda destekliyor. Ama oluşan bu koalisyon oldukça kırılgan görünüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Merkel ile Türkiye arasındaki çıkar ortaklığının derinleşmesi olasıdır. Öte yandan Merkel’in İstanbul görüşmeleri AB içinde de tam açıklığa kavuşmamıştır. Birçok AB üyesi ülke Merkel’in ne oranda Almanya, ne oranda AB adına taahhütlerde bulunduğunu öğrenmeye çalışmaktadır.

Tüm zorluklara rağmen, bu işbirliğinin, herkesin yararına gelişmesi için bir fırsat doğmuştur. Bu fırsatın değerlendirilmesi ise AB ile Türkiye’nin önümüzdeki dönemde mültecilerin haklarına odaklı samimi görüşmeler yapmalarına ve adımlar atmalarına bağlıdır. Bu görüşmelerde ve işbirliği çabalarında tarafların gerçekten aynı dille birbirlerine konuşmaları kaçınılmazdır.

*İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi Başkanı

Suriye Krizini Fırsata Çevirmek

Whatsapp