EN

Mülteciler ve Kentsel Dönüşüm - Metin Çorabatır

20.10.2017

MÜLTECİLER VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

Metin ÇORABATIR

İGAM Başkanı

20 Ekim 2017

Uluslararası Mülteci hukukunun en temel belgeleri 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü’ne dair Sözleşme ile 1967 protokolüdür. 1951 Sözleşmesi, mülteci tanımını yapmakta, kimlerin mülteci statüsüne layık olmayacağını belirlemekte, mülteci statüsünün nasıl sona erebileceğini kurala bağlamakta ve mültecilerin haklarıyla sorumluluklarını sıralamaktadır. Mülteci hukuku belgeleriyle birlikte, 1960lı yılların sonundan itibaren hızla gelişen insan hakları hukuku belgeleri de, mültecilerin hakları açısından 1951 sözleşmesini tamamlayıcı ve genişletici işlev görmektedirler.

1951 Sözleşmesi’nin hakları içeren kısmında önemli bir hak olarak insan onuruna uygun bir barınak, bir konut temininden bahsedilmektedir:

1’İNCİ BÖLÜM

Sosyal Durum

21’inci madde

Taraf Devletler, konut edinme bakımından, bu konu yasalar ve yönetmeliklerle düzenlendiği ya da kamu makamlarının kontrolüne tabi olduğu oranda, ülkelerinde yasal olarak ikamet eden mültecilere, her halde genel olarak aynı şartlar altındaki yabancılara uygulanandan daha az olmayacak biçimde, mümkün olduğu kadar müsait bir muamele sağlayacaklardır.

Türkiye halen 3.5 milyon mülteci ile dünyadaki en geniş mülteci nüfusuna sahip ülke durumundadır. Her ne kadar 1951 Cenevre Sözleşmesine uyguladığı coğrafi kısıtlama nedeniyle bu insanların yüzde 99’undan fazlasına mülteci statüsü vermiyorsa da, kişiyi mülteci yapan koşullardan gelen bu insanların Türkiye’deki bulunuşlarını, “geçici koruma” veya “şartlı mülteci” gibi statülerle meşrulaştırmıştır. Bu nedenle de temel ihtiyaçlarını karşılamayı, “hak olarak” olmasa bile insani nedenlerle üstlenmektedir. Hükümetin, yerel yönetimlerin, BM’nin, AB’nin ve sivil toplum örgütlerinin, Türkiye’deki mültecilerin sorunlarının çözümü ve ihtiyaçlarının karşılanması için sınırlı imkânlara rağmen büyük çabalar sarf ettiklerine tanık olmaktayız. Ama kamplar dışında, ihtiyaçların karşılanması konusunda en az çaba sarf edilen sektör konut sektörüdür. Çünkü bu hizmet en pahalı harcamaları öngörmektedir. Üstelik siyasi olarak da hassas bir konudur. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yılın başlarında TOKİ’nin bu sorunun karşılanmasında adım atması yönündeki çağırısı toplumun bir kesimince büyük tepki gördü. Bu alanda nasıl bir hazırlık yapıldığını bilemiyoruz.

Ancak son günlerde Ankara’da yaşayan mülteciler, konut konusunda yeni bir sıkıntıyla karşı karşıyalar. Konut sorunlarına acil çözümler üretilmesi gerekiyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün son rakamlarına göre 12.10.2017 tarihi itibariyle Ankara’daki kayıtlı, geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 88.739’dur. Bu kişiler, daha çok gecekondu semtleri olarak bilinen Altındağ, Uluğbey, Örnek ve Siteler mahalleleri ile Keçiören’de yaşamaktadırlar. Bu semtleri seçmelerinin birçok sebebi vardır. Her şeyden önce kayıt dışı istihdam edilecekleri Siteler gibi küçük sanayi merkezine komşu mahallerdir buraları. Dolayısıyla işe yürüyerek gidip gelebilmektedirler. İkinci önemli neden, kiraların çok ucuz olmasıdır. Bu da süren kentsel dönüşüm uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Söz konusu gecekondu mahallelerinin sakinleri kentsel dönüşüm nedeniyle evlerini terk ettiler ve devletten aldıkları kira desteği ile yeni konutları yapılıncaya kadar başka yerlere taşındılar.

Kentsel dönüşüm elbette hem konutların olası bir doğal afete ve depreme karşı sağlam biçimde yeniden inşası ve insanların çok daha medeni koşullarda yaşamaları için son derece değerli bir proje. Ancak, mal sahiplerinin evlerini boşaltmaları ile yıkımların fiilen başlaması arasında geçen bir, iki yıllık süre içinde terk edilen bu evleri mülteciler kiraladılar. Aylık 200-300 TL kiralar ödüyorlar. Kırık pencere camlarının yerine naylonlar geriyorlar. Son bir ayda mültecilere barınak imkânı sağlayan gecekonduların fiilen yıkımı başladı. Mülteciler de mecburen daha uzak semtlerde biraz daha yüksek kiralı konutlara taşınıyorlar. Bu bir yandan parasal sorunlarını arttırıyor, diğer yandan bir arada yaşadıkları yerlerden farklı mahallelere taşınmalarına ve dolayısıyla akrabaların birbirinden uzaklaşmalarına, dağılmalarına yol açıyor. Mecburi yer değiştirme zincirleme olarak eğitim, sağlık, Kızılay kartlarının geçici askıya alınması ve işyerlerine ulaşamama gibi yeni ve ciddi sorunlar yaratıyor. Örneğin ailelerin yeni taşındıkları mahallelerdeki okullar, kapasite darlığı nedeniyle yeni semt sakini ailelerin çocuklarından en fazla bir tanesini kaydedebiliyor. Ailenin diğer çocuk veya çocukları, eski mahalledeki okulda okumak durumunda kalıyor ve okula gidip gelmeleri, mesafe uzadığı nedeniyle imkânsızlaşıyor. Örneğin Altındağ’daki sadece bir okulda, yeni gelen ailelerin çocuklarının nakli için 250 yeni başvuru yapılmış durumda ve okul bu çocuklara mecburen “hayır” diyor. Daha orta vadede de kentsel dönüşüme bağlı yıkımlar yeni semtlere ulaştıkça Ankara’daki mülteciler için yaşam alanı ve gidilecek yeni mahalle bulma şansı kalmamaya başlıyor.

Kaliteli barınma/konut saygın bir yaşam için temel koşuldur. Konut sadece bir sığınma yeri sağlamaz, aynı zamanda kişisel gelişim ve aile için alan, yerel toplulukla daha fazla etkileşim imkânı da sunar.  Temel insan hakları ve Türkiye’nin insani politikaları çerçevesinde sadece Ankara’da yaşayanlar için değil tüm mülteciler için konut sorunu açısından yeni ve ciddi politikalar gerekiyor.

Whatsapp